Yazar Arşivleri: sinan

Tasarımın yıldızları Nude ve Lee Broom Londra’da “Cam Ağaç” için bir araya geldi

Global tasarım markası Nude, Londra’da, dünyanın önde gelen tasarımcılarından Lee Broom’la yenilikçi bir projede buluştu. Lee Broom, Nude tarafından her biri el yapımı olarak üretilen 245 parça cam aydınlatma ünitesi ve LED ışıklandırmalarla, yeni yıl öncesinde bir Cam Ağaç tasarladı. Proje, aydınlatma ve mobilya tasarımlarıyla öne çıkan Lee Broom’ un sektördeki 10. yıl kutlamasının da bir parçası olarak hayata geçti. Londra’nın en seçkin restoranlarından AquaShard ’ da bir ay boyunca sergilenecek olan Cam Ağaç, Nude’un cam ustalarının el yapımı, en ince ve en parlak cam objeleri üretme becerisi sayesinde yeni yıl heyecanının simgesi olarak ışıldıyor.

Londra’nın ünlü restoran grubu Aqua, 2013 yılında şehrin en yüksek binalarından biri olan The Shard’ın 31.katında Londra manzarasına hakim lüks restoran AquaShard ’ın açılışını yaptı ve o günden bu yana, geleneksel yılbaşı ağacını tasarlamak üzere saygın isimleri AquaShard’ a davet etti. Bugüne dek moda dünyasından Vivienne Westwood, sinema dünyasından David Attenbrough gibi isimleri yılbaşı ağacını tasarlamak üzere konuk eden organizasyonun geliri yardım amaçlı kullanılıyor.

 

Dünyanın ve Türkiye’nin önde gelen tasarımcılarıyla çalışan Nude, yüksek estetik kaliteyi günlük yaşamın içinde duyumsamayı sağlayacak, yaşam ve dinlenme alanlarına anlam ve şıklık katacak koleksiyonlar geliştiriyor. Camın en parlak ve ince halini üreten Nude, “Yalın güzeldir” felsefesiyle üretilen çoğu el yapımı ürünleriyle yalın bir yaşam önerisi getiriyor.

Nude tasarımları global ölçekte Harrods, Barneys, WallpaperSTORE, TheConran Shop Paris ve London, La Rinascente, MOMA (San Francisco, New York, Tokyo), LaneCrowford Hong Kong, Printemps Paris, Goop.com’da satılıyor. www.nudeglass.com ile de dünyanın 120 ülkesine satış yapılıyor.

 

Su borularında yaşama sanatı : OPod Tube

Hong Kong’da yaşayan Mimar James Law, OPod adını verdiği ‘mikro ev’ konseptinin şehirde yaşanan konut krizini bir nebze de olsa hafifleteceğine inanıyor.

2017 yılında yapılan Demographia International Housing Affordability Survey‘e göre Hong Kong son yedi yıldır dünyanın en pahalı evlerine ev sahipliği yapan şehir olma özelliğini taşıyor. Hong Kong’da yaşayan Mimar James Law, ‘mikro ev’ fikrinin şehirde yaşanan konut krizini rahatlatmaya yardımcı olacağına inanıyor. Law’un küçük ev tasarımları alışık olduğumuz evlerden çok daha farklı zira modern bir evden beklenebilecek bütün özelliklerle donatılmış, betondan yapılan su borularından oluşuyor.

OPod Tube Housing olarak adlandırılan bu ‘tüp evler’ yaklaşık 10 metrekare civarında. Bir fikir vermesi açısından, standart bir tek arabalık garajın yaklaşık 20 metrekare civarında olduğu örneği verilebilir. Law’un şirketi James Law Cybertecture tarafından tasarlanan ‘tüp ev’ konseptinde açılarak yatağa dönüşebilen bir koltuk, bir mini buzdolabı, mikrodalga ve içinde duş da bulunan bir tuvalet mevcut.

Bir tüp evin fiyatı 15 bin Dolar olacak

Ev tasarımı şu anda bir prototip olsa da Law yakın zamanda ev satmaya başlamayı planladığını söylüyor. Law ve ekibi inşaata başlayabilmek için gerekli izinleri almaya çalışıyor. Her bir tüp evin fiyatının 15 bin Dolar civarında olacağı açıklandı. Evet ucuz değil fakat yaklaşık 55 metrekarelik bir evin ortalama 1,8 milyon Dolar’a satıldığı Hong Kong için gayet ucuz olduğu söylenebilir. Fotoğraflarda da görüleceği üzere bu tüp evler tersane, bina aralarındaki boşluklar ve hatta viyadüklerin altı gibi çeşitli boşluklara inşa edilebilir.

Su borularının ağırlığı yaklaşık 22 ton olduğu için bir araya kondukları zaman sabit durmaları için demir gibi malzemelere ihtiyaç duyulmayacak.

Bu yüzden de montaj masraflarının düşük olacağı tahmin ediliyor.

Law “Aşırı yüksek kiralar, konut masrafları ve yetersiz kamu konutları yüzünden Hong Kong’da pek çok insan kötü şartlar altında veya paylaşımlı evlerde yaşamak durumunda kalıyor. OPod bu soruna pahalı olmayan bir alternatif sunabilecek nitelikte bir proje.” diyor.

Bir Şarap Evinin Yeniden Kullanımı

“Felanitx Şarap Bilimi İstasyonu” olarak bilinen binanın yenilenerek yeniden kullanımına odaklanıyor.

Proje, öncelikli olarak iyi durumda olan her yapı elemanını korumayı hedefliyor. Başta perde duvarlar, merdivenler, korkuluklar ve fayanslar olmak üzere sağlıklı ve kullanılabilir durumda olan bütün yapı elemanları proje kapsamında korunuyor. Projede kullanılan diğer malzemeler de kendi bağlamı içerisinde önem arz ediyor ve eski ile bir uyum içinde bulunuyor.

Aynı kasabada üretilen kireç harcı ile bütün dik yüzeyler, kapı ve pencere eşikleri kaplanmış. Seramik termal bloklar ile projedeki yeni dikey elemanlar tanımlanmış. Çatı havalandırılarak, 10 cm’lik yalıtımlı bir mantar levha ile kaplanmış. Bu özellikler sayesinde, yapının zorlu iklim koşullarına karşı koyabilmesi sağlanmış.

Bina çevresinde yeniden oluşturulacak küçük bir bağ ile şarap imalatının peyzaj içerisinde tekrar görünür kılınması planlanmış. Bina girişine, binanın içerisine kadar giren ve üzüm bağlarını tutan strüktürler ile aynı malzemeden yapılmış bir metal pergola yerleştirilmiş.

Yapılan müdahaleler ile bina ve çevresinin kullanımının iyileştirilmesi amaçlanırken; yenileme sonunda binaya, Pla i Llevant Merkez Binası olarak asıl işlevinin geri kazandırılması hedefleniyor.

Gökyüzüne Uzanan Dev Dokuma Heykel

Janet Echelman, Madrid’de Plaza Mayor’ın üzerine 1,78 Madrid adlı bir dokuma heykel yerleştirdi.

Amerikalı sanatçı Janet Echelman, açık alanlara yerleştirdiği büyüleyici heykelleriyle tanınıyor. TED konferansının 30. yıl kutlamasının şerefine, Google Yaratıcı Yönetmeni Aaron Koblin ile iş birliği yaparak Kanada’da Unnumbered Sparks adlı bir kumaş heykel hazırlamıştı. Etkileşimli heykelin katmanları, bölgeden geçen akıllı telefon veya tablet kullanıcıları tarafından şekillendirilebiliyordu. Janet Echelman bu defa Madrid’in merkezinde, 1600’lü yıllarda İspanya eski kralı III. Felipe (fotoğraflarda gördüğünüz heykel ona ait) zamanında inşa edilen Plaza Mayor‘ın üzerine parlak kırmızı renkli polietilen lifle dokunmuş bir heykel yerleştirdi. Plaza Mayor’ın 400. yılını kutlamak için yaratılan 1,78 Madrid adlı heykel, 9-19 Şubat tarihleri ​​arasında Madrid sakinleriyle buluştu.

 

Zaman kavramına yönelik bir araştırma
NASA’daki bilim insanlarına göre 2011’de Japonya’da meydana gelen 8,9 büyüklüğündeki deprem dünyanın kütlesini değiştirip dönüş hızını artırdığında, gün mikrosaniyelerle ifade edilen bir miktarda kısaldı. İşte Echelman’ın zaman kavramına yönelik bir araştırma niteliğinde olan heykelinin ismi de bu bilimsel olaya gönderme yapıyor. Heykel aynı zamanda, 2010’da başlayan ve Avrupa, Asya, Avustralya ve Güney ve Kuzey Amerika’daki şehirlerde yerleştirmelerle devam eden Earth Time Series’in bir parçası. Bu serideki bir başka parça da Londra’daki Oxford Circus kavşağına 2016’da yerleştirdiği 1,8 adlı eseri. O eser de Japonya’da 2011’de meydana gelen tsunami sırasında kaydedilen dalga yüksekliklerinin verileri kullanılarak oluşturulmuştu.

Dokuma heykel, beton binalara meydan okuyor
Ağırlıklarla dengelenmiş dört çelik kafesle asılan heykel, Echelman için Autodesk ile hazırlanmış özel bir yazılımla tasarlandı. Echelman heykelde istediği formu yaratmak çelikten 15 kat daha güçlü olan süper güçlü polietilen lifleri kullandı. Bu lifler rüzgâra ve hava koşullarına bağlı olarak değişen hacimli bir şekil oluşturmak için düğümlenerek ve birleştirilerek dokuma haline getirilmiş ve kalıplanmış. Dokuma heykelin yumuşak dokusu, binalarda kullanılan sert malzeme dokusuyla zıtlık teşkil ediyor ki bu da sanatçının şehir mimarisini sorgulama biçimlerinden biri. “Neden şehirleri bu malzemelerle inşa etmek zorundayız? Bu mevcut durum değişebilir.” mesajını vermek istiyor. Sanatçının diğer işlerinde olduğu gibi bu yerleştirme de karanlıkta görünür olması için renkli ışıklarla aydınlatılmış. Heykelin boyutları ise yaklaşık 100x45x20 fit (30,48X13,72X6,09 m) civarında.

Her şeyi Tasarlayan Adam Karim Rashid

 

Farklı tarzıyla dikkat çeken endüstri tasarımcısı Karim Rashid, kendini herhangi bir konuyla kısıtlamamış: Otelden çöp kutusuna, kıyafetten internet sitesine ve elektronik eşyaya kadar son derece farklı alanlarda başarılı ve bol para getiren işlere imza atmıştır. Farklı olmak en büyük tutkusudur. Genelde işlerine ilk kez bakanlar, dönüp bir kez daha bakarlar, ilginç ve farklı yaklaşımlara sahip bir sanatçıdır.

 

Mısır asıllı İngiliz tasarımcı Kanada’da lisans, İtalya’da yüksek lisans eğitimini tamamladıktan sonra New York’a kendi stüdyosunu açmaya gitmiştir. 1993’ten beri burada tasarımlar yapan deha’nın: I Want To Change The World (Dünyayı değiştirmek istiyorum) adlı bir kitabı vardır. Karim Rashid, yaptığı ürünleri nasıl pazarlayacağını insanların ilgisini nasıl çekeceğini bilen ender endüstriyel tasarımcılardan birisi belki de birincisidir.

 

Karim Rashid, diğer tasarımcılar siyah giydiğinden beyaz ve hatta pembe tonlu renkler tercih ettiğini belirtse de, tasarımlarındaki aşırı renkler bir kusur olarak yansımaktadır. Renk tercihlerindeki abartı, kozmetik dışındaki tasarımlarında göze rahatsızlık verebilmektedir. Ayrıca herkesten farklı olmak konusundaki takıntısı aşırıya kaçtığından, başkalarından farklı olsa da, kendi ürünleri gittikçe birbirine benzemektedir.

Tarihten ve doğadan hiç haz etmediğini belirten sanatçı tabulardan ve katı geleneklerden de uzak durmaktadır.

Yüzlerce uluslararası ödül almış ve binlerce tasarımıyla değindiği her konuda yaklaşımları değiştirmiş Rashid, sık sık konferanslara katılıyor, konaklama yapılarının iç mekanlarını tasarlıyor, mobilya markaları ve bazı ürün grupları için tasarımlar yapıyor. Peki Karim Rashid’in günlük yaşantımızda tasarımın yeri üzerine felsefesi nedir?

Kariyerimin başlarında alabileceğim en büyük ödülün bir müzenin koleksiyonunda bir eserimin bulunması olacağını düşünürdüm.

Ama anladım ki, birinin evine girdiğim zaman kendi tasarımlarımı görmek çok daha heyecan verici benim için. Tasarımın “yüksek sanatın” bir parçası olması düşüncesi bana her zaman saçma gelmiştir. Bütün kariyerimi bu tuzağa düşmemeye çalışarak geçirdim. Bence tasarımcı fiziksel ve sanal dünyalarımızı insanlaştırır. İnsani deneyimler, fiziksel ve psikolojik etkileşimler, sosyal tavırlar, form, vizyon ve çağdaş kültür, global ve ekonomik konular… Bütün bunları geniş bir kapsamda algılama arzusudur tasarım kriteleri… Tasarım bir problem çözme metodu değil, yaşamımızı kolaylaştırma, estetik, deneyimsel ve duygusal olarak daha iyi bir hale getirmek demek.

 

Kendinizi tasarım sürecine nasıl hazırlıyorsunuz?

Bazı insanlar rutin yaşamayı severler, insanın doğasında vardır belki ama ben hareketli düşünmeyi seviyorum. Ayrıca işim gereği lüks düşüncesini algılamam gerekiyor, eskiden lüks mermer ve elmasla sınırlı iken şimdi çok değişti. Lüks, şimdi boş vakit bulabilmekle ilgili ve daha azla yetinmekle. Valizsiz en rahat koltukta seyahat etmek gibi. Ben belki bugün bir konferanstayım, yarın sanat gösterisinde olurum ya da bir otelde odasında veya bir müzikalde. Hayatımın bir parçası bütün bunlar ama ben bunları yaparken de düşünüyorum. Mesela Kore’de bir konuşmamın ortasında geçmişle ilgili hoşlanmayıp şimdiki zamanla ilgili sevdiğim şeyin ne olduğu sorusu takıldı aklıma. Yüzbinlerce yıldır insanlık analog iken son 30 yıldır dijital! Bizler öncüleriz. Herşeyi yaptığımızı düşünüyoruz ama bu sadece bir başlangıç. Analog dünya sabitti ve süreklilikten başka bir şeyle ilgilenmiyordu, mimarlarsa binaları abide olarak görürlerdi. Dijital ise ince, hafif ve harcanabilir. Geçmiş bütünle ilgiliydi, şimdiyse her birey özgünleşiyor. Ruhsallaşmamızın sebebi ve birbirimize bu kadar bağlanmamız dünyanın kurtulması için. Biz manevileştikçe dünya maddiyatını koruyor.

Bazıları için bu heyecan verici olsa da, teknolojik dünyamızı beğenmeyenler de var. Onlara ne dersiniz?

Bu çok etkileyici, iyi mi kötü mü bilemeyiz ama kesinlikle farklı. Ben bir idealistim ve bu bizim evrimimizin bir parçası. Sen ve ben çok daha bilgiliyiz ama insanlar zamanında ileriyi göremeyen saf canlılardı. Marshall McLuhan ve sosyologların bilgisayarların bizi insanlıktan uzaklaştırdığı ile ilgili konuştukları günleri hatırlıyorum. Ama bilgisayarlar tam tersini yaptı bence. Her zamankinden çok daha insanız. Şimdiye kadar diğer insanları bu kadar iyi algılayamıyorduk.
İç mekan tasarımı, moda, mobilya, ışıklandırma ve sanat…

“Her an herşeyi yapabilirim. Her şeyi tasarlayabilirim” demiştiniz bir söyleşinizde. Endüstriyel tasarımdan iç mekan tasarımına geçişte nasıl bir yol izlediniz? Projelerinizden bahsedebilir misiniz?

Ben endüstriyel tasarımla başladım işe ama iç mekana girdiğim zaman aynı yolu takip etmeye çalıştım. İç mekanda çok güzel bir ortam yaratmak mı yoksa sırf kullanmış olmak için malzeme kullanmak mı? Son elli yılın uyanışçı barok modası benim yaşadığım zamanla alakalı mı? Biz yeni yollarda ilerliyoruz ve bunun herhangi birşeyle ilgisi yok… Analog dünya bize çok fazla şey vermişti ama biz yeni teknolojilerle dünyanın değişip gelişmesini sağlıyoruz.

 

Yaptığım işlere bakarsak; bir çok paketleme işiyle uğraşıyorum ki bunu yapmayı çok seviyorum. Sonra markalaştırma işleri var, bir sürü grafik işi demek bu. Şu an bir seri duvar kağıdı ve bir seri de halı üzerinde çalışıyorum. Özellikle yüzey materyalleri ile çalışmayı çok seviyorum ve bir dünya markası olan LG Hausys’nin 2014 koleksiyonunu hazırladım ve çalışmalarım devam ediyor. Bana göre ahşap döşeme çok iyi bir döşeme türü değil ve bu marka ile yüzey kaplamalarında farklılık yaratıyoruz. Basit ve temel kavramlar ama yenilikçi ve futuristik bir tasarım. Hazırladığım HI-MACS ® Sparkle 2014 Koleksiyonu’nunun sınırsız seçenekler ve uygulama alanları sunan çarpıcı malzemesi bana ilham verdi ve LG Hausys için bir sandalye tasarladım. Göz kamaştıran HI-MACS koleksiyonumun karakteristik güçlü ve akıcı katı yüzey özellikleri ile çok yönlü dinamik hatları sayesinde farklı renklerden oluşan zarif bir tasarım oldu. Birden fazla eğimli yüzeyin kesiştiği ve HI-MACS levhalarıyla çalıştığım bu şık ve konforlu masa sandalye, tasarım sürecinin ardından kolaylıkla imal edilebildi. Sonuç olarak mimar ve tasarımcıların hayal gücünü destekleyecek bir malzeme diyebilirim…

Ayrıca birçok tasarımımında plastik kullanıyorum çünkü plastik harika özelliklere sahip bir malzeme. Uzun ömürlü, dayanıklı, geri dönüşümlü, yumuşak ve şekillendirilebilir… Yeni teknolojilerle kışkırtıcı ve organik şekiller oluşturabiliyorum. Plastik kullanarak tasarımlarımın daha erişilebilir olmasını da sağlayabiliyorum.

Tasarımlarınızda çoğunlukla plastik kullanıyorum dediniz ve bir çok mecrada ‘Plastik Prens’ olarak anılıyorsunuz. Ekolojik ve geri dönüşümlü malzemeler üzerine konuşurken neden plastik?

 

Plastiklerin dünyasındayız, 30 yıldır plastik şeyler tasarlıyorum ve plastikleri çok seviyorum. Bence plastik sadece her yerde oluşu ile değil aynı zamanda her şeyi de yapabilen malzemelerden biri oluşu ile önemli. İç organlarımızı ya da vücut parçalarımızı onunla yapabiliriz, vücudumuzu plastikle değiştirebiliriz. Polimerleri kozmetikte, yemekte ve kalan her şeyde de kullanabiliriz. Ama aynı zamanda bu plastiklerin bazıları çok zehirli, kanserojen ve sorumsuzlar. Ancak şu an üreticiler sorumlu plastikler kullanmakta özenliler ve son beş yılda bu çok belirgin bir şekilde arttı. Ben de son zamanlarda biyolojik olarak parçalanan polimerler kullanıyorum, bunlar meyvelerden yapılan şeyler, mısır polimerleri ya da Brezilya’daki chia meyveleri, ve eğer ki bir göz atarsanız polipropilene benziyorlar, ki bu da bir polimer. Brezilya’da çalıştığım bir firmada da polipropilen-polietilen üretiyorlar, ama yağ yerine şeker kamışları kullanıyorlar. Sonuç olarak bu inanılmaz sorumluluk sahibi bir davranış çünkü yağ kullanarak dünyayı kurutmuyoruz ve ikinci artısı da şeker kamışı çok hızlı büyüyen, bol meyveli bir malzeme, ben bunun işlerin değiştiğinin göstergesi olduğuna inanıyorum.

Ayrıca sadece geri dönüşümlü olmakla kalmıyor, ayrıca doğada ayrışabiliyor. Bazi materyaller ebediyen geri dönüşüm sürecinden geçebilir, plastik gibi, sonsuza kadar yineden kullanılabilir. Fakat diğer materyallerde geri dönüşümlülük özelliği moleküler bir yapıda değişmeye başlar, ta ki bu materyaller kullanılamaz hale gelene kadar. Bu nedenle geri dönüşümlülük hakkında bilgiye ihtiyacımız var. İdeal materyaller doğada çözünebilir olmalıdır ki bunlar doğada ayrışarak doğanın bir parçası haline gelsin. Böylece materyali baştan yaratabiliriz. Bunlara örnek olarak seramik ve camı gösterebiliriz. Benim bahsettiğim polimerler doğal moleküllerden oluşmaktadır. Şu an bile, bazı zeki insanlar, kimya mühendisleri, insan yapımı olan bütün plastikleri toplayıp yağa geri dönüştürülebilme oranlarını ölçerek deneyler yapmaktalar. Böylece süreci tersten başlatıp polimerden yağ çıkarabilecekler. Bunun muhteşem olduğunu düşünüyorum ve şu anda bu çok yapılan bir şey.

İnternet sitemizden en verimli şekilde faydalanabilmeniz ve kullanıcı deneyiminizi geliştirebilmek için Cookie kullanıyoruz. Cookie kullanılmasını tercih etmezseniz tarayıcınızın ayarlarından Cookieleri silebilir ya da engelleyebilirsiniz. Ancak bunun internet sitemizi kullanımınızı etkileyebileceğini hatırlatmak isteriz. Tarayıcınızdan Cookie ayarlarınızı değiştirmediğiniz sürece bu sitede Cookie kullanımını kabul ettiğinizi varsayacağız.