Yazar Arşivleri: sinan

Eski Dumbo Saat Kulesi Şimdi Brooklyn’in En Göz Alıcı Dairesi

Dumbo Saat Kulesi

Dumbo saat kulesi New York’taki en eğlenceli ve ilginç mimari örneklerden birisi. Bu eski saat kulesi bir dizi renovasyon çalışmasının ardından bu günkü haline yani Manhattan, Brooklyn ve Queens manzarasına hakim dudak uçuklatan bir çatı triplexine dönüşmüş.

Brooklyn’deki Tarihi Bina

Dumbo Saat Kulesi’nin yer aldığı bina 1916 senesinde inşa edilmiş ve karton kutu fabrikası olarak faaliyet gösteriyormuş. 1998’de ise 124 dairenin bulunduğu 15 katlı bir konut alanı olarak yeniden planlanmış ve dönüşüm için inşaat faaliyetleri başlamış.

Eski fabrikanın orijinal parçası olan saat kulesi de adeta binanın kartal yuvası, hatta kral dairesi olarak muhafaza edilmiş.

David Walentas

Brooklyn’de binanın bulunduğu civarın adı kısaca Dumbo: Down Under the Manhattan Bridge Overpass. Eski fabrika binasına da Dumbo semtine de yeniden hayat veren isim aynı: David Walentas… Kendisi gözden düşmüş hatta terk edilmiş semtleri yeniden canlandırmasıyla ünlü bir emlak devi.

Özellikle Brooklyn bölgesi için yaptıkları ve tabii ki orijinal adıyla The Clock Tower Binası New York’un en başarılı kentsel dönüşüm projelerinin başında gösteriliyor.

Biraz Da İçeri mi Baksak?

Saat kulesi şeklindeki daire resimlerden de anlaşılabileceği üzere 360 derece manzaralı ve her cephesinde üzerinde saat bulunan 4 metre yüksekliğinde cam pencereler bulunuyor.

600 metre kare büyüklüğündeki üç katlı dairede 5 oda, 3 yatak odası ve 3 adet de banyo bulunuyor.

Carlo Santambrogio’nun tasarladığı Cam Ev

Şık, özgün ve zarif rüya ev tasarımlarından, tasarımcısı Carlo Santambrogio’nun en dikkat çeken projesi cam evi mercek altına aldık. Carlo Santambrogio ve Ennio Arosio’ nin ortak çalışmasının ürünü olan cam ev, şeffaf gövde ve gövdeyi destekleyen ekstra şeffaf camlardan yaratılmış.

Giyinme odasından banyosuna, mutfağından yatak odasına her tarafı cam olan bu mavi küp,  komşuların “Acaba içeride ne oluyor?” diye merak etmesine fırsat bırakmıyor. Evin yapısal özelliği zemin hariç, yapının içinde her şeyin temel konstrüksüyonunun cam olması.

En dikkat çekici diğer bir özellik ise; evin yapısının büyük yüklere dayanabilecek kadar kalın bölmeleri gerektiriyor olmasına karşın, tasarımda bir o kadar sade, yalın çizgilere sahip olması. Cam duvarın en önemli detayı, bir anahtarın tek hareketiyle opak hale gelebilmesi.

Dayanıklılık özelliği ile kar ev olarak ifade edilen bu özel evin, sıcak iklimli ülkelerde inşa edilmesi durumunda daha ince ve hafif cam malzemeler kullanılması öneriliyor.
Açık tasarımıyla oldukça dikkat çekici, estetik ve fantastik olan bu yapı, kar manzarasıyla birleşince büyüleyici bir atmosfer yaratmış. Yapı şeffaf olduğu için, dış dünya ile güçlü bir bağ kurmuş.

Bu evlerin metrekaresi yaklaşık 15 bin TL’ye mal oluyor.

Bu arada her şey camdan olsa da bu evlerde konfor daima ön planda tutulmuş. Dolayısıyla yatak camdan değil alışılmış malzemeden yapılmış durumda.

Cam evde yaşadığınızı hayal edin. Yıldızlar ve güneşin altında hayaller kurabileceğimiz bu rüya ev tasarımı, sade olduğu kadar bir o kadar da iddialı…

 

Dağdaki rustik krallık

Sıcak çikolatanızı alıp pencere önüne oturarak manzarayı seyre buyurun lütfen! Amerika’da, Rocky Dağları’nın eteklerinde Locati Architects ile Cashmere Interiors ortak yapımı muazzam bir chalet’deyiz.


Cashmere Interiors’un klasik ve lüks olarak özetleyebileceğimiz stili, bu chalet’de zengin koltuk döşemeleri, etnik desenli dekoratif yastıklar ve dokular üzerinden ışık buluyor.

Salonun farklı yerlerine serpiştirilmiş çeşitli ebatta heykeller, Afrika menşeili. Cashmere Interiors ekibi, çok sık seyahat ediyor.

Uzun, koyu renkli ahşap masanın çevresindeki sandalyelerin üzerindeki koyun postları, size bir chalet’de olduğunuzu hemen hatırlatıyor. Mutfak ve yemek bölümü, salondan ince bir cam panel ve onu örten perdelerle ayrılıyor.Sade ahşap mutfak dolapları, geometrik desenli ve bohem tınılı fayansların gücüyle renkleniyor.

“Eski ile yeniyi, klasik ile moderni, işlenmemiş sert malzeme ile cilalı parlak parçaları birlikte kullanmaktan çekinmeyin.”

Locati Architects ve Cashmere Interior’ın ortak çalışmasıyla ortaya çıkmış bu muazzam rustik chalet, Amerika’nın Montana eyaletindeki Rocky Dağları’nın eteklerinde yer alıyor. İsviçre veya Fransa Alplerinden zerre kadar eksiği olmayan bu görkemli dağın kenarına gelip konmuş bu chalet de, Avrupa’daki benzerleri kadar iddialı.
Oldukça geniş bir metrekareye yayılan dağ evindeki dekorasyonun yaratımı sırasındaki en büyük zorluklardan biri, beyaz ve tonlarından neredeyse hiç şaşmayarak rustik bir stil tutturabilmek  olmuş. Tüm oda ve ortak yaşam alanlarının arka planına baktığımızda beyazı görüyoruz. Burada beyaz, elbette tüm mekanlarda maksimum genişlikte tutulmuş pencereler aracılığıyla içerinin bir parçası haline gelen dağların zirvesindeki karlara gönderme yapıyor. Daha ötesi, dışarıdaki karın içerisindeki uzantısı haline geliyor. Montana Dağları’yla aynı eyalette, Maryland’de bulunan ve rustik Zen olarak tasvir edebileceğimiz dekorasyonun yaratıcısı Cashmere Interior, geçmişten esinlenen, retroyu seven ama bu sırada günümüzün imkanlarını ve yaşam stillerini de ıskalamayan bir yaratıcı ofis. Yıllar geçse de zamandan geriye düşmeyecek, demode olmayacak, zamansız, sade, klasik ve evrensel bir stilin peşindeler. Ne trendlere sıkı sıkıya bağlılar ne de geçmişe sıkışıp kalıyorlar. Bunları detaylıca anlatmamızın nedeni, bu evde de aynı prensiplerin uygulandığını görmemiz. Öyle ki, chalet’nin iç mekan tasarımını üstlenen ofisin sahibi Charlene Peterson, kısa bir süre için aslında bu evin de sahibiymiş. Kendi eserini o kadar sevmiş olacak ki, önce kendisi yaşayıp deneyimlemek istemiş.

Chalet’de en fazla hayranlık duyduğumuz yer, iki ranzanın, dolayısıyla dört yatağın bir arada olduğu bu oda oldu. Üst kattaki ranzaların minik bir perdeyle istendiğinde gözden uzak hale gelmesi de sevimli bir detay.

“Eviniz, güzel görünen ve öyle de hissettiren parçaların harika bir kombinasyonu  olmalı. Tıpkı harika bir kıyafet gibi size yakışmalı. Anlamlı, konforlu ve sizi ifade eden bir dekorasyon yaşamınızı güzelleştirir.”

 

Bebekli aileler için de uygun bir chalet burası. Elbette etraflı çevrili bebek yatakları bu kez ahşaptan ve bohem, dekoratif yastıklarla süslü!

 

Ebeveyn yatak odalarından birinde beyaz ve ahşap, somon renginin sıcaklığıyla dengelenmiş. Eski dallardan derlenerek oluşturulmuş organik görünümlü aydınlatma, tam da buranın ruhuna uygun.

 

Köşedeki kare formlu küveti sıcak suyla doldurup içinde keyif yaparken kendinizi bir dağın zirvesinde, minik bir cam kutunun içinde oturuyormuş gibi hissedebilirsiniz.

Banyo ile bar alanını birleşmiş gibi duran bu özel mekana sadece duş almak için değil, zaman geçirmek için de gelebilirsiniz. Antika aynalar, Cashmere Interior’ın retro ruhunun yansımaları.

Maskülen stilde ve koyu renkteki daha küçük banyoda yine iki ayna ve iki aydınlatma ünitesi bulunuyor.

 

Afrika desenlerini anımsatan göz alıcı duvar kağıdına bakıp burayı bir banyodan ziyade herhangi bir müzenin bir köşesi sanabilirsiniz. Oymalı ahşap dolapları ve antika lavaboları ile burası alıştığımız banyolardan epeyce farklı.

Bu dağ evinde elbette bir chalet’in organik yapısına uygun olarak temel materyalin ahşap olduğunu görüyoruz. Rustik duygu zaten ahşap ile doğru orantılı olarak kendini çoğaltırken, Zen etkisi birazda bu ahşapların beyaza boyanmış olmasından geliyor. ‘Ahşap, beyaz, dağ manzarası’ üçlüsü kendiliğinden sessiz ve oturaklı bir ortamı zaten hızlıca yaratıyor. Ofisin kurucusu ve dekorasyonla birebir ilgilenen Charlene, çok sık seyahat eden, buralardan sürekli veri ve aksesuar toplayan biri olduğu için bu dağ evinde de söz konusu bakış açısının izlerini görmek mümkün. Gündüzleri doğal gün ışığı içerideki beyazlarla çoğalırken, akşamları şöminelerin ateşi ve mumlar  kadar aydınlatmaların da mekanla uyumu önem kazanıyor. İşte bu noktada Zen+rustik etkiyi vermesi adına İskandinavya’ya, bilhassa Danimarka’ya uzanan Charlene ve ekibi, geometrik formlu, modern ve yumuşak aydınlatmalarla doğallık duygusunu tamamlamış.

Koltuk döşemeleri, kabarık halılar, çok sayıda kullanılmış yastıklar ile ‘kışın soğukluğu ile evin sıcaklığı’ çelişkisinin verdiği tatlı duygu pekiştirilirken, kullanılan tekstil ürünleri ve mobilyaların dokuları iyiden iyiye merkeze oturuyor.

 

Kaynak: www.locatiarchitects.com – www.maisonfrancaise.com.tr  –  www.cashmereinterior.com

Beyaz eve yolculuk

Bembeyaz görüntüsü ile karlar ülkesini andıran bu ev, mesafeli ve samimi bir görünüme sahip. Projenin mimarı Sasha Bikoff’un yaratmak istediği etki de aslında tam olarak bu. Dış ve iç mekanı en samimi ve gösterişli biçimde buluşturmak. Yeni evli bir çiftin bebekleri ve kendileri için arzuladıkları hayatı göz önünde bulunduran Sasha; doğal, kaliteli malzemeler kullanarak pastoral bir dünya yaratmış.

Amerika Hudson’da yer alan evin yüksek tavanlı salonu, beyazın görkemini bir adım daha yukarı taşımış. Farklı doğal elementlerin bir araya getirildiği salonda Milo Baughman’ın Kravet ipeğinden üretilen şezlongu, Mitchell Gold + Bob Williams’ın pirinç sandalyesi ve Moğol lamba kombinlenmiş. Tüm bu seçimler, Sasha’nın doğal malzemeye yatkınlığı ve ev sahiplerinin tercihleri arasında bir köprü oluşturmuş.
Normalden büyük ebatlardaki Edward Fields halı farklı gri tonlarda çakıl taşlarını andıran natürel bir zemin etkisi yaratmış. Bu doğal görünüm kristal kaya formundaki aynalı Phillips Collection sehpalarla tamamlanmış. Özel yapım postlar kış ambiyansını kuvvetlendirir nitelikte. Şömine yanındaki mermer ayaklı krom gövdeli bar ise 1stdibs’ten.

 

Şömine yanındaki kuartz aplikler Home Nature, pirinç kafalar Phillips Collection.

 

Yemek odası salondan kirişli bir geçişle ayrılıyor. Endonezya’dan getirilen ceviz ağacından yapılma yemek masası Sasha’nın özel tasarımı. Masa ile uyumlu tonlardaki inek derisi Andrianna Shamaris sandalyeler yemek alanına bir dağ evi havası katmış. Aydınlatmalar Arteriors’dan. Mermer heykel ise Sasha’nın müzayededen aldığı bir parça.

Ana yatak odası krem ve metal tonlarda rahatlatıcı bir alan. Doğal ambiyansı destekleyen rafya Ralph Lauren duvar kağıdı metalik yansımaları ile şık bir görünüm sunmuş. Uhuru Design’dan temin edilen yatağın ayak uyucunda ise Kelly Wearstler sandalye ve doğal taş sehpalarla mini bir oturma alanı yaratılmış.

Ana yatak odası krem ve metal tonlarda rahatlatıcı bir alan. Doğal ambiyansı destekleyen rafya Ralph Lauren duvar kağıdı metalik yansımaları ile şık bir görünüm sunmuş. Uhuru Design’dan temin edilen yatağın ayak uyucunda ise Kelly Wearstler sandalye ve doğal taş sehpalarla mini bir oturma alanı yaratılmış.

Bebek odasında evin genelindeki beyaz yoğunluğu, renkli kumaş kullanımları ile kırılmış. Duvarları süsleyen renkli tablolar ise ev sahibinin kendi eseri. Mobilyalar Duc Duc, kumaşlar Pierre Frey’den temin edilirken kilim West Elm.

 

İkinci yatak odası da ana yatak odası ile benzer tonlarda dekore edilmiş. Yaprak desenli duvar kağıtları yumuşak bir görünüm sunarken zincir ayaklı yan sehpalar güçlü bir etki bırakıyor.

Ünlü mimar Lord Rogers’ın cam evi

Fransa’daki ünlü modern sanat müzesi George Pompidou Centre’in
ünlü İngiliz mimarı Lord Rogers’ın anne babası için tasarladığı Wimbledon’daki üç odalı cam ev

Heathrow Havaalanı Terminal 5’in ve Millenium Kubbesi’nin 80 yaşındaki mimarı Rogers, “O ev yaptığım en başarılı küçük proje” dedi.

Küçük evin iç mekanlarının değiştirilebilir olduğu ve yeni ev sahibinin oda sayısını artırmak ya da azaltmak isterse duvarları oynatmasının yeterli olacağı da belirtildi.

Paris’in en bilinen binalarından biri olan George Pompidou Centre’ın, bu projeyi tasarlarken kendisine ilham verdiğini söyleyen mimar, “Bu evi karımla birlikte, annem ve babam için tasarlamıştım. Bu ev, tasarladığım bütün diğer binalara ilham kaynağı oldu” dedi.

 

Richard Rogers ‘ın ebeveynleri için tasarlamış olduğu ev, Güney Batı Londra’daki Wimbledon’da büyük bir yolun bitişiğinde, uzun ve dar ormanlık bir kentsel arsada bulunuyor. Maksimum gizlilik ve inziva sağlamak için tasarlanmış. Bahçe avlusuna bakan iki ayrı binadan oluşuyor. Küçük ev, yapıdan ayrı stüdyo görevinde ve ev ile yol arasında sağlam bir bariyer görevi görüyor. Richard Rogers , tasarlamış olduğu evi ‘kırılmaz camlardan oluşan şeffaf bir tüp’ olarak tanımlıyor.

 

 

Evdeki iç bölümler hareketlidir. Boyalı çelik çerçevelerde maksimum ebatlı, çift camlı, sızdırmaz üniteler kullanılmıştır.

Kamuflaj Olayında Son Nokta Mimari Yapılar

Kamuflaj özelliğine sahip hayvanlar olduğu gibi mimari yapılarda da kamuflaj özelliğine sahip muhteşem yapılar var.
Son teknoloji yapılmış bu mükemmel yapılar görenleri adeta büyülüyor.
İnsanda yok hissi yaratan bu yapıların gerçek olduğuna inanamayacaksınız. İşte o Mimari yapılar;

Odun yığını şeklinde stüdyo, Hollanda
Müzikle uğraşan Hans Liberg tarafından, Piet Hein Eek‘e yaptırılan bu stüdyo, bulunduğu doğa ortamına o kadar ayak uydurmuş ki, ayırt etmek imkânsız.

Görünmez ambar, Amerika Birleşik Devletleri
New York City’de bulunan bu mimarlık harikasını STPMJ şirketi tasarlamış. Aslında ahşaptan oluşan yapının etrafı, yansıtıcı filmlerle kaplanmış. Eminiz, kamuflaj evi görmeyip çarpan insanlar olmuştur.

Juniper House
Murman Ark.
maj 2006
Gotland

Ardıç ev, İsveç
İsveçli mimarlar Hans Murman ve Ulla Alberts tarafından tasarlanan bu evi, belirli açılardan neredeyse göremiyorsunuz. İçerikteki diğer yapılardan farklı olarak, mimarlar bu yapı için ayna gibi bir yansıtıcı yerine, evin dış duvarlarına ardıç ağacı resimleri koymuş.

Cadyville Sauna, Amerika Birleşik Devletleri
New York kırsalında bulunan bu orman vahası, mimar Dan Hisel tarafından tasarlanmış. İç duvarlardan biri görevini üstlenen sert bir kayalığın yanına inşa edilip, aynalarla kaplanmış.

Trädhotellet Harads
2010/09
Trädhotellet Harads
2010/09

Mirrorcube, İsveç
12 metre uzunluğundaki bir köprü yardımıyla çıkılabilen bu ağaç ev, Tham & Videgard mimarlık şirketinin bir ürünü. Yapıyı saran aynalar, ormanı tüm güzelliğiyle yansıtıyor. Haliyle, evi görmek neredeyse imkânsız hale geliyor. Ama merak etmeyin, kuşlar binanın varlığını fark edebiliyorlarmış.

The Pinnacle, Amerika Birleşik Devletleri
Nashville, Tennessee’de yer alan bu iş merkezi, sanki bulutlardan oluşuyor gibi. Uçaklar falan çarpmasa bari.

Aynalı trafo, Hollanda
Türkiye’de olan trafolara göre gayet dekoratif değil mi?

Rachel Raymond Evi, Amerika Birleşik Devletleri
Ünlü mimarlardan Eleanor Raymond‘ın 1931 yılında inşa ettiği ev 2006 yılında yıkılmıştı. Ama mimarın eseri unutulmadı ve aynı yere Portekizli mimar Pedro Joel Costa, manzarayla gayet uyumlu aynalı paneller yerleştirerek yeniden kamuflaj bir ev inşa etti.

Yeşil kutu, İtalya
Yapay efektler kullanmak yerine, İtalyan mimar Gianmatteo Romegialli, gerçek yeşilliği kullanmayı tercih etmiş. Bu kamuflaj çok da hoş durmuş.

Şeffaf yapı, Amerika Birleşik Devletleri

California’da Joshua Tree National Park‘ında bulunan bu ev, aynalar ve LED ışıklandırma sisteminden oluşuyor.

 

Kaynak: www.neoldu.com & www.onedio.com

Santorini Firostefani’de İki Tatil Evi

Uçsuz bucaksız mutluluk…
Alabildiğine mavi ve beyaz…
Mimarlık firması Kapsimalis Architects, egzotik Santorini geçmişini minimalist hatlarla bir araya getirerek taklitten uzak bir estetik yakalamış.

Santorini Adası (Yunancadaki ismi ile Thira) Yunanistan’ın en meşhur, en güzel adalarından biri. Pire Limanı’ndan 128 deniz mili uzaklıkta, Ege’nin güneyinde Kiklades Ada grubuna ait Santorini Adası, tarihi ve doğal güzellikleri ile baş döndürüyor. Volkanik bir yapıya sahip olan Santorini Adası tarih boyunca volkanik patlamalar ve depremler yaşamış, bugünkü şeklini almıştır. Bu nedenle, ada farklı bir toprak ve kaya yapısına sahip.

Bu adada yer alan Firostefani’de yan yana iki eski mağara evini yeniden inşa eden Kapsimalis Architects Santorini Adası’na gelen tatilciler için muhteşem konutlar tasarlamış.

Evlerin girişleri basamak seviyesinden daha yüksektir ve cephesinin önünde, iki havuzlu bir alan bulunuyor. Panoromik görüntüyle buluşan açık alan ortak kullanımlıdır. Özel kapı sistemiyle açık alanlar iki özel parçaya ayrılabilir.

Sol taraftaki ev yaklaşık 110 m2’dir. Oturma odası, yemek alanı bulunan bir mutfak, banyo içeren küçük bir odası ve ebeveyn banyolu ana yatak odası vardır. Rahatlama alanını da düşünen mimarlar, bu alanda duşakabin, sauna ve hamam konumlandırmış.

Sağ taraftaki ikinci ev ise 70 m2’dir. Cephenin önünde yemek alanı bulunan özel bir mutfak, oturma alanı, ana yatak odası ve eve uygun tasarlanan gardıroplar mevcut. Dolapların arkasında ise özel bir banyo bulunuyor.

Projenin amacı, birbirine neredeyse zıt olan, birbirinden tamamen farklı mağara evi yaratmaktı. Sol taraftaki uzun mağara evi, ilkel, minimal ve heykelsel bir alan olarak tasarlanmıştır.

Mağara evine zıt olan keskin çizgiler alanın mistik duygusunu yansıtıyor. Tektonik hacimler, bir tür “labirent” hissi oluşturuyor. Bu his, mağaradan toprağın kaldırılmasının artıkları olabilir…
Zeminde ve duvarlarda benzer renk paleti kullanılmış. Aynı tonlarda dekore edilen ev, iç mekânın kıvrımlı formlarını ortaya çıkarıyor. Seçilen toprak renklerini evin her noktasında görebiliyorsunuz…

Kapsimalis Architects, kavisli duvarları, geniş bir renk yelpazesi ile aydınlatarak daha ferah alanlar yaratmış. Bu ‘koza’ nın bir parçası olmak için mobilyaların çoğu özel olarak tasarlanmış. Mekânın kendine has aurasını bozmadan mermer ve ahşap mobilya parçalar kullanılmış.

Kapsimalis Architects’in mimarları şöyle açıklıyor; “İkinci evin farklı bir yaklaşımı var. Tasarımın ana fikri, eski mağarayı fütüristik, yenilikçi bir alana dönüştürmek ve mekânın sınırlarını bir kırılma noktasına itmeye çalışmaktı. Hafriyatın kazı ile ortaya çıktığını göstermek yani mağaranın izlerini geleceğe taşımak istedik. Gölgeli bir ayna konstrüksiyonu, mekâna farklı bir bakış açısı sunan, ana mekânın iki tarafını kaplıyor. Aynanın içindeki ışık ve renk efektleri, optik yansımalar ile gerçekte var olmayan ışıklı dairesel ve dikdörtgen formları mağaranın içine taşıyor. Aynanın içine gizlediğimiz özel bir video ekranı var ve çeşitli sesler, değişik ışık hareketler üretiyor.”

Özel aynanın hemen arkasında ise yukardaki banyo bulunuyor. Zemin, mağaranın kendi yapısını ve dokusunu güçlendiren açık gri mermerden yapılmıştır.

Egzotik Santorini geçmişinin estetik hatlarla günümüze uyarlanmış evlerinde konaklamak benzersiz bir deneyim sunabilir.  Siz ne düşünüyorsunuz?

 

Mükemmel bir dünya

Betonlaşma günümüzün en önemli sorunu. Daha iyi bir dünya için sen geri dönüştürülebilir ve sürdürülebilir mimariye ihtiyacımız var.

Brillhart Architecture tarafından tasarlanan Miami’deki ev, Florida modernizminin ve cam pavyon tipolojisinin en güzel örneklerinden.


Bungalov tarzında inşa edilen ve boydan boya camla kaplanan yapı, Miami’nin kavurucu sıcağından korunmak için ahşap panellerle sarmalanmış. Ancak bu evin en önemli özelliği, İnşaatta kullanılan tüm malzemelerin doğa dostu ya da geri dönüştürülebilir malzemelerden üretilmesi olmuş. Betonun ana inşaat malzemesi olduğu Amerika’da, daha sürdürülebilir bir yaşam için geri dönüştürülebilir çelik, ahşap ve cam Üst yapıyı tercih eden mimarlık firması, binanın içinde bulunduğu araziyi de tropikal bir cennete dönüştürmüş.

Geri dönüştürülebilir malzemelerle tasarlanan yapının ana fikrini; “ Bu bina ile dünyaya verdiğimiz zararı nasıl aza indirebilir, nasıl daha iyi bir yaşam alanı tasarlayabiliriz” Sorusuna verilen cevaplar oluşturuyordu. Bu sorudan yola çıkan ekip, savaş sonrasında Güney Florida’daki mimari denemelerinin izini sürerek işe başlamış. Alfred Browning Parker, Rufis Nims, Robert Bradford Browne, Mark Hampton gibi mimarların savaş sonrasında deneysel olarak projelendirdiği modern, yenilikçi ve sürdürülebilir tasarımları inceleyen bu ekip, bu projelerden ilham alarak basit, rasyonel, verimli ve düşük maliyetli bir bina ortaya çıkarmış.

Üst yapı olarak çelik ve camın kullanıldığı evde, yalıtımın da özel olarak planlanması gerekmiş yalıtım için öncelikle doğadan yardım alan ekip, araziye çapraz olarak yerleştirdikleri ağaçlar sayesinde soğuk ve sıcak havanın evin cam duvarlarına yansımasını azaltmış.

Peyzaj için ayrı bir ekiple çalışan mimarlar, bölgenin sıcak ve soğuk hava geçişlerini inceleyerek, odaların ve binanın yerini de bu hava akımlarının en zayıf olduğu noktalara yerleştirmişler. Evin zemininde ise soğuk ve sıcak etkisini en alt seviyeye çekmek için zemin yükseltilmiş ve buraya koyun yününden üretilen özel bir yalıtım malzemesi yerleştirilmiş.

Günümüz cam izolasyonunun termal özellikleri nde kaydedilen ilerleme sayesinde de canlı kaplanan yapının, olabildiğince evin sıcaklığını dengelemesi sağlanmış. Dış cephede panjur görevi de gören ahşap kaplamalar içinse Tabebuia ağacından tasarlanan paneller kullanılmış. Özel olarak tasarlanan ahşap paneller, normal karanlıklarından iki katı kesilerek, özel bir atölyede hazırlamışlar.

Bu özel uğraşın nedeni de, ağacın olabildiğince yaş bir şekilde kalmasını sağlamakmış. Bu sayede hem evin dış cephesini zamanla rengini alması sağlanmış hem de ağacın geri dönüştürülürken, tamamının sağlıklı bir şekilde kullanılması amaçlanmış.

İç mekânda da mimaride olduğu gibi geri dönüştürülmüş ya da sürdürülebilir malzemeler kullanılmış. Zeminde kullanılan parkelerden mutfak dolaplarına, banyodaki seramik yüzeylerden çelik aksesuarları kadar her bir detayın evin geneline uyum sağlaması, maliyeti düşürmesi ve en önemlisi de geri dönüştürülebilir olması amaçlanmış.


Böylece projenin başında amaçlanan
“ Bu dünya için en iyisini nasıl yapabiliriz? ”
sorusuna da en güzel cevap bulunmuş.

Dikeyde Sarı

Barselona’nın El Raval Mahallesi’nde; 8 katlı bir apartmanın ilk iki katının, merkezinde tasarlanan iki kübik hacim ile birbirine bağlandığı bir konut projesi. Her biri 55 metrekare olan ve sarı hacimlerden birinde çözülen merdiven sayesinde tek bir yaşam alanına dönüşen projenin tasarımında ise Raul Sanchez Architects‘in imzası var.

Öncesinde iki ayrı daire olan ve işverenin isteğiyle tek bir daireye dönüştürülen yaşam alanında, tasarım ekibi ilk olarak üst katı adeta bir asma kat gibi kurgulamış. Böylece birbirine açılan açık bir mekan şemasına imza atmış. Sonrasında bu kurguyu tamamlayan detay ise mekana güçlü bir geometri katan iki kübik hacim olmuş.

“Amacımız, 2×2 metrelik hacmi 45 derecelik bir açıyla mekana yerleştirmekti, ki böylece mevcut duvarlara da dokunmamış olduk”

Beyaz renk paletinin hakim olduğu yaşam alanında, üst katta mutfak, yemek alanı, banyo ve kübik hacim içinde yatak odası yer alıyor. Daha çok çalışma alanı olarak kullanılan zemin katta ise bu sarı hacim banyo olarak kullanılıyor.

 

Gerçek bir radikal

Mario Campi’nin 1960’larda tasarladığı ve yakın zamanda güncellenen Villa Roccia’nın deneysel ruhu aradan geçen zamana rağmen güncelliğini koruyor. İsviçre’nin İtalyan kantonundaki yapı, Lugano Gölü’ne bakan bir tepede, Muzzano’da konumlanıyor.
Villa Roccia’nın geniş salonu sonradan inşa edilen yapay gölete açılıyor. Geniş cam kapılar arasında Mies van der Rohe tasarımı şezlonglar kullanılıyor. Eski evin sahibi Felice Filippini’nin atölyesi olan oda şu anda salon olarak kullanılıyor. Buradaki mobilyaların tamamı Studio Droulers tarafından bu eve ve evin ruhuna özel olarak tasarlanmış. Üzeri minder kaplı orta sehpa ihtiyaç duyulduğunda oturma grubunun devamı olarak da kullanılıyor.

Toplam beş metrelik yüksekliğe sahip Villa Roccia’nın beton duvarları ve siyah,
çelik profilleri ağaçlar arasında kamufle oluyor.
Oturma odasının yeşil renkli ahşap duvar panelleri iç mekanın dışarıya adaptasyonuna katkıda bulunuyor. Duvarın önündeki renkli heykel Pino Urbano’nun bir işi.

Campi, bu mimari harikayı 60’lı yılların ortalarında, resim yapmak için en iyi ışığı arayan ve evle ilgili tek isteği kuzey cepheli bir stüdyo olan ressam Felice Filippini için tasarlamış. Solda ise evin şu anki ev sahipleri François Droulers ve Chiara Costacurta’yı görüyorsunuz. Büyük ölçekli L kanepenin devamı olan kolçak, çalışma masası olarak da kullanılabiliyor. Masanın hemen önünde Mario Botta tasarımı Seconda sandalye görülüyor, vintage aydınlatmaların arasında kalan resim Emilio Vedova imzalı.

Sweet Home bei Chiara Costacurta; fotografiert von ©Rita Palanikumar
Yemek bölümünden çıkılan merdivenler oturma odasına ulaşıyor. İşlenmemiş görüntüsüyle beton tavan evin brutalist stili üzerinde belirleyici bir malzeme olarak karşımıza çıkıyor.

‘Tadilatlara başlarken tüm ev halkının birlikte ve bireysel olarak keyifle zaman geçirebilecekleri alanlar yaratmayı hedefledik.’
François Droulers

Evin dolgu yüzeylerinin işlenmesiyle elde edilen havuz, ince ve uzun yapısıyla eşsiz bir egzersiz olanağı yaratıyor.

Sweet Home bei Chiara Costacurta; fotografiert von ©Rita Palanikumar

Jean Provue imzalı sandalyelerin eşlik ettiği Gallotti&Radice tasarımı cam yemek masasının transparan yapısı beton yüzeylerin daha sert karakterini yumuşatıyor. Masanın üstünde DCW Editions ‘ın Gras aydınlarmaları tercih edilmiş.

Yapının mimari mantığı sağlam bir iskelet üzerinde modüler prensiplerle, aynı zamanda kullanılan her bir malzeme ve duvarlarda yaratılan oyunlarla ortaya çıkıyor.

Droulers Studio tasarımı olan mutfakta mermer tablalı masa kullanılıyor. Yine bu alandaki koyu renkli ahşap jaluziler mekanın karakteriyle uyum yakalıyor. Çift kollu aplik Serge Mouille tasarımı.

Ebeveyn banyosu iç mekan bahçesinden bir cam duvarla ayrılıyor. Tavanda kullanılan cam paneller hem iç mekan bahçesinin, hem de banyonun doğal ışıktan maksimum seviyede faydalanmasını sağlıyor.

Villa Roccia’nın ruhunu devam ettirmek, aynı zamanda mimarı Mario Campi’nin çizgilerini yüceltmek için dekorasyonda yalnızca inşa edildiği döneme atıfta bulunan mobilya tasarımlarına yer verilmiş.

İnternet sitemizden en verimli şekilde faydalanabilmeniz ve kullanıcı deneyiminizi geliştirebilmek için Cookie kullanıyoruz. Cookie kullanılmasını tercih etmezseniz tarayıcınızın ayarlarından Cookieleri silebilir ya da engelleyebilirsiniz. Ancak bunun internet sitemizi kullanımınızı etkileyebileceğini hatırlatmak isteriz. Tarayıcınızdan Cookie ayarlarınızı değiştirmediğiniz sürece bu sitede Cookie kullanımını kabul ettiğinizi varsayacağız.