Kategori Arşivleri: Basında Sem

Mevsimin en güzel tonu: İndigo

 

Mavinin soğuk renk olduğu algısını alaşağı eden indigo,
dikkat çeken ve enerjisi yüksek mekanların renk kodu oluyor.

Mavinin kolektif ruhu dinlenmeyi çağrıştırdığı ve vücudu dinginleştiren kimyasallar salgıladığı için özellikle uyku problemi olanların yatak odalarında uygulamaları avantajlı bir seçim oluyor. Uykuyla iyi arkadaş olan mavi ve tonları bulutların üzerinde, okyanusun ötesinde bir his uyandırıyor.
Maviyi sevmeyenleri bile çelişkiye sokan indigo, yaşam alanlarının diğer alanlarında da gerek küçük aksesuarlar gerekse büyük parçalarda kendini gösteriyor. Bu rengi uygulamak için stil koduna ihtiyaç yok.

Farklı renk kombinasyonlarıyla uyum yakalayabilen mavi, dingin, sade ve duru bir atmosfere imkan tanırken, neon renklerle bir araya geldiğinde bohem  ve enerji seviyesi yüksek bir mekanın da mimarı olabiliyor.

 

İndigo boyaması, Hindistan, Çin ve Ortadoğu’da M.Ö. 1600’lere giden ve günümüzde hala yaşayan bir el sanatı. Boyanın kalitesini ve tonunu elde etmek çok zor ve kritik bir işlem.

 

Renk, indigofera denilen ve sadece tropik iklimlerde büyüyen bir bitkinin özünden elde ediliyor. Bu bitki suda erimiyor, dolayısıyla özünü çıkarabilmek için alkali karışımlı özel bir solusyonda bekletiliyor. En otantik teknik, bitkinin yapraklarının elle toplanması, güneşte kurutulması, ezilip komposta haline getirilmesini gerektiriyor. Daha sonra bu komposto alkalik su ile karıştırılıp, özel bir bakteri üremesi için boya fıçılarında bekletiliyor. Boyanmak için fıçıya atılacak ipliklerin, bakteriyi öldürmemesi için tamamen doğal ve iyi havalandırılmış olmaları gerekiyor. İplikler fıçıda bekletildikten sonra yavaşça çıkarılıyor ve oksijenle temas ettikçe mavi rengi alıyor. Daha derin tonlar elde etmek isteniyorsa, iplikler fıçıya defalarca batırılıp çıkarılıyor.

Mavinin çeşitli tonları, havanın ısısı, nem oranı, fıçıların durumu, iplikleri sokup çıkarma sayısı, vs. gibi birçok etkene bağlı. Yazılanlarla göre  12 farklı tonda indigo elde etmek mümkün.

 

Günümüzde hala orijinal yöntemlerle indigo renk elde eden artizanların muhteşem tekstillerinden esinlenerek evinizde kullanabilirsiniz. Bilgelik ve sezginin rengi, Indigo’dan umarım siz de bizim kadar keyif alırsınız…

Kusurların Mükemmelliği: Wabi Sabi

Ukrayna’nın Kiev şehrinde kahverenginin tonlarıyla tasarlanan eşsiz bir daire.
Sakin iç mekan tasarımı sayesinde şehrin kalabalığı ile bir tezat oluşturuyor. Kil duvarlarla 50 m2’lik bir yaşam alanına dönüşen projenin tasarımında ise Sergey Makhno Architects‘in imzası var.

 

Dingin, mesafeli ve samimi bir görünüme sahip olan projenin mimarlarının da
yaratmak istediği etki aslında tam olarak bu.

 

 

‘Wabi Sabi felsefesini takdir ediyoruz ve mükemmel olmayan şeyleri güzellik olarak görüyoruz. Bu daire doğal düzensizlik ve sakinlik ile harmanlandı. Doğal malzemeler ve şekiller uyum içindedir.’
– Sergey Makhno

 

 

Wabi-Sabi dekorasyon nedir?
Wabi-Sabi kavramı, güzelliğin kusurlarla daha estetik olduğunu savunur. Japon kültüründen gelen bu anlayış, 1500’lü yıllarda ortaya çıkmıştır. Gösterişten uzak, daha basit bir yaşam tarzını benimseyen Wabi-Sabi,
zaman içinde minimalist ve yalın tarzları seven kişiler tarafından dekorasyonda da kullanılmaya başlanmış, bir trend haline gelmiştir.

Tıpkı Feng Shui gibi bir yaşam felsefesi olsa da zaman içinde dekorasyon trendleri arasında da yerini alan
Wabi-Sabi ile evinize daha huzurlu bir görünüm kazandırabilirsiniz. Genel olarak daha doğal, abartısız, mümkünse hatıraları ve izleri olan nostaljik, antika nesnelerin bir araya getirilmesiyle bu felsefeye uygun bir dekorasyon oluşturabilirsiniz. Bu anlayışta renklerden mobilyalara, yüzeylerden aksesuarlara kadar tüm detaylarda yalınlığın ve yaşanmışlığın izleri görülür. Sentetik ve yapay duran hiçbir ögeye yer verilmez. Eşyaların bir takım halinde olması, uyumlu görünmeleri gerekmez. Önemli olan bir ruhu ve estetiği olan nesnelerin uygun şekilde bir araya getirilmesidir. 

 

Tasarlanan evin sahibi sık sık seyahat ediyor, özellikle Tayland ve Sri Lanka’yı seviyor. Bu ülkeler gelenekselliği modernize etmeye eğilimlidir. Ev sahibinin tarzına uygun hareket ederek, geleneklerden uzaklaşmayan bir iç mekân tasarımı yaptık. Oldukça doğal ve rustik hislere rağmen, daire rahat bir hayat garanti eden yüksek teknoloji ürünü olanaklarla donatılmıştır.
-Sergey Makhno Architects

 

Bu ev ahşap, kil, keten ve tüm

doğal malzemelerin kullanıldığı bir bungalov gibi.

 

El yapımı aydınlatmalar, doğa ile sadelik ve uyum arayışında çalışan Sergey Makhno Architects projesinin önemli bir parçası. Işıklar için basit, işlenmemiş malzemeler kullanılmış.

Mimarlar, 50 metrekare olan evi mümkün olduğunca ferah bir yaşam alanı olarak tasarlamayı hedeflemiş. Yeni bir plan oluşturarak banyonun yeri tekrar konumlandırılmış. Yüksek bir standa kaldırılan banyo, duvarlardaki tektonik hacim ve beyaz renk yardımıyla daha aydınlık yaşam alanı sunuyor.  Mekânın kendine has aurasını bozmadan banyonun planını değiştiren ve bu sayede alandan kazanan tasarımcılar, depolama alanı için geniş bir yer açmış.

 

Zeminde ve duvarlarda benzer renk paleti kullanılmış. Aynı tonlarda dekore edilen ev, iç mekânın egzotik havasını ortaya çıkarıyor. Seçilen toprak renklerini evin her noktasında görmeniz mümkün.

JR, Louvre’un Simgesi Cam Piramidi Kaybetti

Sokak sanatçısı JR, Louvre Müzesi’nin avlusundaki cam piramidi, fotoğraflarla kapladı ve oluşturduğu optik illüzyonla gözden kaybetti.

Geniş ölçekli sokak sanatı çalışmalarıyla tanıdığımız Fransız sokak sanatçısı JR’ı, Fransa Ulusal Meclis binasına İklim Zirvesi’ne katılan 500 politikacıyı projeksiyon yöntemiyle yansıttığı sessiz protestosu, İstanbul Fatih’te bir apartmanın duvarına çizdiği ancak, daha sonra kimliği belirsiz kişiler tarafından üstü boyanan yaşlı adam eseri ve Manhattan’ın göbeğindeki bir kaldırıma The New York Times işbirliği ile çizdiği yürüyen adamla hatırlıyoruz.

TED Ödülü sahibi sanatçı, bu defa, halka açık son çalışmasını Louvre Müzesi’nin cam ve metal kullanılarak inşa edilen cam piramidi üzerinde gerçekleştirdi. Sanatçı, “JR au Louvre” ismini taşıyan eseriyle, piramidin dış cephesindeki camları, müzeye ait siyah-beyaz fotoğraf baskılarıyla kapladı. Göz yanılmasına sebep olan fotoğraf yerleştirmesi, Louvre Müzesi’nin simgesi halindeki yapıyı adeta yok etti.

Çalışmalarında genellikle insan figürü kullanan sanatçı bu kez Louvre’a ait fotoğrafları müzenin en önemli binasının ön cephesine yerleştirmeyi tercih etti. Dışarıdan bakıldığında kolayca fark edilen ve büyük ilgi çeken çalışma için 28-29 Mayıs tarihlerinde 24 saatlik bir etkinlik hazırlandı. Etkinlikte; film izletileri, atölye çalışmaları Nills Frahm’ın müzik performansı ve New York Şehir Balesi tarafından dans gösterisi sergilendi. JR’ı Instagram hesabından takip edebilirsiniz.

Çalışmanın hazırlanış videosu:

 

Paris’ten Ilık Esintiler

Muhteşem şehir Paris ’in mimari yapıtlarını bilmeyenimiz yoktur…
Sanata ve modaya olan düşkünlükleri hiç şüphesiz evlerine de yansıyor. Peki, bir Fransız evini bu kadar güzel yapan detayları incelediniz mi? Hummalı bir araştırmaya girip, evleri hakkında bilgi edinmeye çalıştık. Aldıkları övgüyü fazlasıyla hak ediyorlar, tanık olmaya hazır olun!

1-Sen Nehri kıyısındaki ofisin coşkulu karışımı ve masalsı vurguları çağımıza ayak uyduruyor.

 

2- Tasarımcı Christopher Noto’nun klasik Fransız tarzı, evinin her köşesine yansımış. Dekorasyonunda kullandığı eserler ile el sanatlarına olan düşkünlüğü gözler önüne seriliyor.

 

3- Lorenzo Mongiardino’nun tasarımlarıyla dolu şık bir apartman dairesi, düzenli bir kütüphanesi ve kadife koltuklarıyla bizi 19. Yüzyılda hissettiriyor.

 

4- Göz kamaştıran bu oda Jean-Louis Deniot tarafından kraliyet stiliyle tasarlanan bir dekora sahip. Pierre’in özel koleksiyonu olan koltuk ve Paul Evans’ın lambaları odayla ilgili ilk göze çarpan detaylar…

 

5- 18. yüzyıl dekoru ve tasarımdaki modern denge geçmişten geleceğe göz kırpıyor.

 

6- Fransız salonunda gökyüzünden esinlenen duvarlar, 1930 yılına ait kübist lamba ve özel olarak tasarlanan halı göz alıyor.

 

7- Tasarımcı Sig Bergamin, cüretkâr renkleri, doku ve desenleri şık bir alanda birleştiriyor. 1970’lerin Fransız masası, Biedermeier koltuğuyla eşleşiyor.

 

8- 19. Yüzyıldan kalma daire lüks detayları, yaldızlı vurgularıyla asaletini ve karakterini tamamen gözler önüne seriyor.

 

9- Parisli Dekoratör; Pierre Yovanovitch, tasarımlarıyla 17. Yüzyıla ait bir şatonun sahibi olma ihtimalinizi arttırıyor.

 

10- Mobilya tasarımcısı Marie Mindy, göz alıcı canlı renkler, etnik desenler ve sanatsal atmosferi ile harmanladığı yatak odasını bohem cennetine çeviriyor.

 

www.elledecor.com

Nostaljinin Ardındaki Derinlik

Azerbaycan doğumlu iç mimar Leyla Uluhanlı’nın yeni koleksiyonunda hayatın ve yaşam stillerinin izdüşümleri, zarif detaylarla bütünleşiyor. Tasarımcı, ‘derinlik, sadelik ve nostaljik göndermeler bize yeni lüks anlayışını getiriyor’ diyor.

İç mimar Leyla Uluhanlı, farklı dönemlere ait dokuları ve malzemeleri yenilikçi bir bakış açısıyla birleştiren eklektik ve nostaljik stiliyle öne çıkıyor. Kurguladığı mekanlarda antik eserlerle modern tasarımları mükemmel bir uyum içinde birleştirirken, tarihsel ipuçlarını sanatsal bir yaklaşım ve yüksek bir enerjiyle kombinleyerek hayatın ve yaşam stillerinin bir sentezini sunmakta.

Kendi adını verdiği son koleksiyonunu Paris Maison&Objet’de sergileyen Leyla Uluhanlı, en sevdiği dönem olan 1960’ların Amerikan ruhu konseptinden yola çıkıyor. Koleksiyonun ana unsurları konfor, fonksiyonellik ve sanatsal prestij. Bunu hassas bir el işçiliği ve ölçülü bir minimalizm ile birleştiren iç mimara göre stilin tercih edilmesindeki en büyük etken form ve çizgilerdeki yalınlık ve zarafet. Özgün yorumlar ve ışık yansımalarının uyandırdığı nostaljik duygular aynı zamanda evrensel bir lüks anlayışını da beraberinde taşımakta. Koleksiyonun parçalarını oluşturan koltuk, kanepe, konsol, komodin ve aydınlatma elemanlarında ağırlıklı olarak doğadan ilham alan tonlar, eskitme bakır yüzeyler, kristal kaya ve akça çınar kaplama kullanılıyor.

leylauluhanli.com

Leyla Uluhanlı kimdir?

Azerbaycan-Bakü’de doğan Leyla Uluhanlı, Moskova ve Londra’da iç mimarlık eğitimi aldı. 2005 yılında kurduğu Leyla Uluhanlı Interiors markasıyla Moskova, Saint-Petersburg, Bakü, Lizbon, Dubai ve Londra’da projelere imza atan iç mimar, özellikle dekorasyon klişelerinin dışına çıkan tasarımları ve detaylara verdiği önem ve zarif eklektik stiliyle dikkat çekiyor. Ayrıca Planet of the World’ün bir üyesi ve düzenleyenlerinden biri. Dünyaca ünlü mimar, dekoratör ve moda tasarımcısıyla çalışan iç mimar, 10 Armchairs gibi pek çok farklı sergiye de ev sahipliği yapıyor ve ‘Bu stilin birçok kişiye hitap etmesindeki sır, basitliği ve formlarının zarafetinde gizli’ diyor.

 

Bodrum Epıque Island projesinde yalınayak lüks

Konfordan ödün vermeksizin her ayrıntının düşünüldüğü Epique Island, projenin mimarı Philip Olmesdahl’ın da belirttiği gibi ada sakinlerinin kendilerini ayrıcalıklı hissedecekleri kadar lüks, çıplak ayakla dolaşabilecekleri kadar doğal bir tasarımla kurgulanıyor. Projenin örnek dairesinde, Sem Collections’da satışa sunulan Valcucine, Rimadesio ve Antoniolupi gibi dünya markalarının en ilgi çeken ve ses getiren tasarımları kullanılmış.

Conrad Istanbul Bosphorus’un sahibi olan Aksoy Holding, hayata geçirmekte olduğu villa, marina ve otel projesi Epique Island ile Bodrum’un yeni gözdesi Tilkicik Koyu’nda doğayla iç içe özel bir yaşam alanı sunuyor. Yatay mimari tasarımı ile benzerlerinden ayrışan ve 126 dönüm büyüklüğündeki yarımada üzerinde yer alan projede 3 farklı tipte 75 müstakil villa, 150 tekne bağlama kapasiteli marina, 50 suitten oluşan bir butik otel, plajlar, açık havuz ve deniz havuzu, çocuk kulübü, heliport, restoran, kafe ve barlar bulunuyor. Ada sahiplerinin açık havada faydalanabilecekleri masaj üniteleri, yoga ve fitness alanı ile güneşlenme terasları da projenin öne çıkan özel köşelerinden.

Villalar araç yollarındaki konumlanmalarına göre arkadan veya önden girişli, iki veya üç katlı olarak inşa edilirken Açık Teras, Avlu ve Lineer olmak üzere üç farklı tipe ayrılıyor.

Adanın farklı cephelerine dağılan Açık Teras villalar, konumlarının verdiği avantajla yamaca yerleşen havuz ve güneşlenme teraslarına sahipken; tüm villalar gibi teras ve havuzla birleşen, cephesi manzaraya bakan, sosyal yaşam tarzını teşvik eden açık plan yaşam alanı ile kurgulanmış. Yarımadanın ağırlıklı olarak kuzey yamacındaki özel iklim koşullarına yanıt veren Avlu villalar ise, rüzgârdan korunaklı avlular ve avlu içi havuzlara sahipken, öndeki açık yaşam alanlarında villa sahiplerinin panoramik deniz manzarasının tadını çıkarmaları için gölgeli teraslarla tasarlanmış.

 

Yarımadanın zirvesinde ve ön sırada, benzersiz manzarasıyla eşsiz inziva köşeleri yaratan Lineer villalar ise yamaçların tabanına konumlanan geniş cephe özelliklerini ön plana çıkararak projelendirilmiş. Villalardan bağımsız olarak oluşturulan avlu ve teras alanları ise Bodrum’un eşsiz güzelliklerini dört mevsim yaşama imkanı sunmuş.

Adanın doğal dokusunun korunduğu projede sürdürülebilirlik ön planda: Yapıların mimarisinde adaya ait doğal taşlar kullanılmış. Proje süresince korunmaya alınan ağaçlar, proje sonunda yeniden toprağa yerleştirilmiş. Son teknoloji kontrol sistemleri, enerjinin optimum düzeyde kullanılmasına olanak sağlamış. Villalardaki açılabilir büyük kapılar ve pencereler sayesinde iç mekanlarda doğal bir havalandırma sağlanırken, mimari tasarımın sunduğu geniş olanaklar sayesinde, iç mekan aydınlatmasında yapay ışığın kullanımı azaltılmış.

Projenin mimarisi, doğaya saygılı ve yenilikçi çözümlerle öne çıkan dünyaca ünlü Güney Afrikalı Saota’nın çalışmalarıyla hayat buluyor. Projenin mimari proje müellifliğini Boran Ekinci Mimarlık, iç mimarlığını Güney Afrikalı Arrcc, iç mimari projelendirmesini Has+Koen Mimarlık, peyzaj mimarlığını ise Deniz Arslan üstlenmiş. Dekorasyonda Sem Collections ürünleri seçilmiş: mutfaklarda Valcucine, banyolarda Antoniolupi, giyinme odası ve kapılarda Rimadesio, zeminde IPF parkeler kullanılmış. Konfordan ödün vermeksizin her ayrıntının düşünüldüğü Epique Island, Saota ortaklarından Philip Olmesdahl’ın da belirttiği gibi ada sakinlerinin kendilerini ayrıcalıklı hissedecekleri kadar lüks, çıplak ayakla dolaşabilecekleri kadar doğal bir tasarımla kurgulanıyor.

epique.com.tr

Aşk birliği

Bir toplumun sanatla ilişkisinin izdüşümünde el sanatları ve zanaat bulunur. İşte İstanbul Modern, Zanaat, Sanat ve Tasarım Platformu’nun ilk projesi olarak unutulmaya yüz tutan bu değerleri çağdaş sanatçı ve tasarımcıların yorumlarıyla buluşturuyor.

Türkiye’de yaratıcı endüstrilerin gelişmesine öncülük eden İstanbul Modern, şehrin köklü ama unutulmaya yüz tutan zanaat ve el sanatları geleneğini, güncel tasarım ve sanat yorumlarıyla buluşturdu. Zanaat, Sanat ve Tasarım Platformu’nun bu ilk projesinde bakır, ahşap, cam, kemik ve sedefle geleneksel üretim teknikleri yeniden yorumlanarak tasarım objelerine dönüştürüldü.

Eylül 2015’de başlayan projede beş farklı sanatçı ve tasarımcının dört zanaatkarla birlikte tasarladı ve üretti. Farklı yorumlarla şekillenen malzemeler birer sanat objesine dönüşürken, katılımcılar birbirlerinin tecrübelerinden faydalanarak geçmişle geleceği aynı potada eritti. İstanbul Modern Sanat Müzesi Direktörü Levent Çalıkoğlu’na göre projenin zanaat eksenli üretim tasarım ilişkisine dikkat çekiyor. El işçiliği ile üretimini sürdüren atölyelerin çoğunun giderek azaldığı, hatta kapandığı, usta-kalfa-çırak bilgi ve tecrübe paylaşımının bittiği günümüzde geçmişten gelen pek çok teknik ve uygulamanın kısa süre içerisinde unutulacağının farkındalığıyla platformun bu ilk projesinde zanaatkar/tasarımcı ilişkisini kurgulanmış. Proje kapsamında üniversite öğrencileri sanatçı, tasarımcı ve zanaatkârlarla buluşturan atölye çalışmaları da gerçekleşti. İstanbul Modern Eğitim ve Sosyal Projeler Bölümü tarafından tasarlanan çocuk ve gençlere yönelik atölyelerde ise yaratıcılıkların geliştirilmesi amaçlanıyor. Mayıs ayında bakırdan heykel, motif ve ışık atölyesi düzenlenecek.

Türkiye’nin sanatsal yaratıcılığını kitlelere ulaştırmak ve kültürel kimliğini uluslararası sanat ortamıyla paylaşmak amacıyla kurulan İstanbul Modern’nin İstanbul Kalkınma Ajansı’nın desteği ile hayata geçirilen İstanbul Modern Zanaat, Sanat, Tasarım Platformu’nun bu ilk projesini ideallerin ve şimdinin pencerelerinden sorgulanıyor.

Projenin tasarım danışmanı Erdem Akan’a göre nasıl ilham almak için doğaya bakmaya ihtiyacımız varsa, üretmek için de saf aklın ötesinde, ellerimize de ihtiyacımız var. Bu bağlamda proje usta ellerin ve usta akılların birlikte üretmesi için güçlü bir fırsat sunuyor. Bu gibi özgün çalışmalar da Türkiye gibi köklü zanaat branşlarına sahip uluslar için oldukça büyük bir katma değer.

istanbulmodern.org

Doğadan zamana armağan: Ahşap ve mermer

Her dönem popüler, en çok tercih edilen ve çok beğenilen malzemeleri arasında yer alıyor ahşap ve mermer. Mimarların, tasarımcıların vazgeçilmez dokuları arasında bu ikili… Doğanın bir parçası olan bu materyaller, çeşitli tonları ve türleriyle sadece mekan tavan, duvar ve zeminlerde değil, mobilya ve sistemlerde de tüm dikkati üzerlerine topluyor.

Mimar A.Ozan Ekşi

 

Yaşlanmayan bir dev: Ahşap

Yenilenebilir bir yapı malzemesi olan ahşap, binlerce yıllık bir geçmişe sahip. Ortaçağ dönemlerinde konuttan köprü yapımına birçok alanda kullanılmış, ayrıca yüksek tavanlı yapıların payandalarını oluşturan, taşıyıcı görevlerini üstlenen bir yardımcıymış. Günümüzde ise ahşap, kuzey bölgelerinde ve çiftlik evlerinin mimari yapılarında sık tercih ediliyor; rustik, chalet ve İskandinav stilleri başta olmak üzere dekorasyonun sıcak malzemesi olarak ilgi çekiyor. Eski mimarinin taşıyıcı unsurlarından bu güçlü malzeme, günümüzde kolon ve kirişlere giydirilen bir aksesuar niteliğinde. Ahşap geri dönüştürülebilir ve doğal bir malzeme olması nedeniyle beton yapıların sebep olduğu radon gazı salınımının neden olduğu alerjik reaksiyonlara ve toksin etkisine fırsat vermiyor. Toz tutmama ve sıcak soğuk hava akımlarını üzerine yansıtmama gibi alternatifleriyle tercih sebebi oluyor. Banyo ve mutfak gibi ıslak mekânlar dahil olmak üzere evin her köşesinde kullanılabiliyor. Bunu kullanırken renk seçimleri oldukça önemli: Her ahşap rengine yakışan bir renk skalası var. Örneğin, venge, Amerikan ceviz, natürel meşe, zeytin gibi koyu renk ahşapların en uyumlu renkleri antrasit gri, zeytin yeşili, mor ve laciverte yaklaşan mavi tonları diyebiliriz.

Gelelim stil versiyonlarına: Doğaya dönüş felsefesini benimseyen tüm stiller, ahşaba bazen ham haliyle bazen ince ve narin formlarla yer veriyor. Kırsal yaşamın doğallıkla bütünleşen sadeliğinden ilham alan ve yoğun miktarda doğalı vurgulayan rüstik tarzı, ahşabın sıkça kullanıldığı stiller arasında. Ahşap tavan ve zemin uygulamalarının sık yer verildiği bu stilde duvarları ahşapla kaplamak mekâna ayrı bir sıcaklık kazandırıyor. Kadife ve kürk malzemelerle tamamlanan rüstik mekanlar, malzemeleri ve görünümüyle doğayla sıkı bağları olduğunu vurguluyor. Ahşabın yoğun kullanıldığı İskandinavya’da ise beyaza boyanan ahşap tavan ve zeminler, kış aylarını karanlıkta geçiren İskandinav insanına aydınlık iç mekânlar sunuyor.

Bakımı ve korunması ile ilgili söze, ahşabın güneş ışığına ve ıslak mekânlara maruz kalması durumunda aşınıp, zamanla çatlayan, kuruyan ve renk değiştiren bir durumu olduğunu söyleyerek başlamalıyız. Eğer ahşabı uzun süre ilk günkü halinde tutmak istiyorsanız hafif nemli bir bezle temizlemeniz gerekir. Tamamen kuru bir bez ahşap üzerinde çizikler oluşturacağı gibi, kimyasal temizleme malzemeleri aşınmasına neden olacaktır. Hep aynı tonda kalmasını istiyorsanız direkt güneş ışığı almasını engellemelisiniz. Zamanla rengi değişen, dokusu belirginleşen, kısaca yaşanmışlık hissini artıran bir görünümü tercih ediyorsanız, güneşten saklamadan özgürce sergileyebilirsiniz.

Ahşap bulunduğu mekândaki ısıyı dengeleyen bir özelliğe sahiptir. Bu sağlık açısından olumlu bir etken oluştururken psikolojik olarak da kişide güvende hissetme duygusu yaratır. Ahşap malzeme diğer mimari materyallerle değerlendirildiğinde insan psikolojisi üzerinde rakipsiz bir uyuma sahiptir. Görüntüsüyle ayrı, dokunulduğunda verdiği hisle ayrı bir enerji yayar. Mekânda rahatlık ve sıcaklık hissettirir.

Kısaca, geçtiğimiz yıl ham ahşap, kalın kütük dilimi görünümlü masa ve sehpalarla evlere giren ahşap trendi, aslında uzun yılların bir klasiği. Sadece her geçen gün onun başka bir karakteri ile tanışıyor ve sık sık aşık oluyoruz. Olan biten bu…

Jenerasyonlar boyu bir numara: Mermer

Tarihi ve kültürel evrimi yüksek bir malzeme olan mermer özellikle son üç yıl içerisinde çok sayıda tasarımcının malzeme mutfağına kalıcı bir giriş yaparken, aynı zamanda iç mimariye de çağdaş bir çehreyle yeniden dahil oldu. Eskiden sadece heykel, saraylar, hamam ve ölçüsüz lüksü çağrıştıran doğal mucize, modern referanslarıyla doğayla bütünleşmenin kalıcı formülünü temsil ediyor.

Geçmişte tapınaklara, saraylara, dönemin önemli yapılarında ve hamamlarda kullanılan mermer, son yıllarda teknolojinin de yardımıyla çağdaş, bütünsel ve büyüleyici formlara ulaşarak yeni bir döneme girmiş oldu. Moda tasarımcısı Alexander Wang “Monolitik bir enerji yaratan desenlerin peşindeyken karşıma organik ve akışkan mermer yüzeyler çıktı” diyerek Balenciaga için tasarladığı 2013 sonbahar-kış koleksiyonunun ardında yatan hikayeyi paylaşıyor. Peki, şu sıralar ekstra talep görmesinin altında yatan sebep ne olabilir? Mobilya tasarımcısı Bethan Gray konuyu çok net özetlemiş: “İç mekânda bu malzemeye yönelmenin arkasında yatan neden değişen tüketici alışkanlıkları. Tüketici kaliteli ve uzun ömürlü malzemelere yatırım yapmak istiyor.” Mücevherlerinde mermeri anımsatan hovlit taşını kullanan Eddie Borgo’nun “Görenlerde asalet ve zamansızlık gibi hisler uyandırıyor” sözlerine kesinlikle  hak veriyoruz.

Mermerin oluşum öyküsüne bakacak olursak, metamorfizma sonucunda kalker ve dolomitik kalkerlerin yeniden kristalleşmesiyle meydana gelen narin ve güçlü bir bileşim olduğunu söyleyebiliriz. Rengi genellikle beyaz ve grimsi. Fakat yabancı maddeler nedeniyle sarı, pembe, kırmızı, mavimtırak, esmerimsi ve siyah gibi renklerde de olabiliyor. Mikroskop altında birbirine iyice kenetlenmiş kalsit kristallerinden oluştuğu görülüyor. Milattan önceki devirlerde inşa edilmiş birçok eserde büyük ebatta mermer kullanımına rastlanmakta. Tarihi antik tapınaklarda, heykellerde, saraylarda, Mısır firavun mezarlarında, piramitlerde, surlarda, kalelerde, stadyum ve açık hava tiyatrolarında da mermer önemli bir mimari eleman. Osmanlı zamanında sarayların kolonlarından zeminine kadar tablo gibi işlenen mermer, son 5-6 yıl içinde dekorasyondaki yerini yeniden almasından önce cami, hamam ve mezar taşlarında kullanılan bir malzeme olarak akıllarda yer etmiş. Batıda, birçok heykeltıraşın unutulmaz eserlerinde yer almış. Alçı ve bronz gibi malzemelerle heykellere hayat veren Auguste Rodin, eşsiz bir malzeme olan mermeri ilk olarak ‘Öpüşme’ adlı eseri için sipariş etmiş. 26 yaşında heykeltıraşlıktaki rüştünü ispatlayan Michelangelo ise ilk ve en ünlü eseri olan, Rönesans sanatının harikalarından kabul edilen, çocuk kral Davut heykeli için beş buçuk metrelik mermer blok kullanmış.

 

Geçmişin oymalı mermer kolonlarına, görkemli heykellerine ve motifli duvar kaplamalarına günümüzde rastlamak artık çok zor. Yalın formların mobilya tasarımlarına hakim olmasıyla birlikte, mermer de daha bütünsel formlara kavuştu. Tasarımcıların mermeri merdaneden havana, sehpadan yemek masasına kadar kullanması, durumun popülerliğini netleştirebilir. Evinize mermer bir parça eklemek istediğiniz halde aradığınız ölçüleri ya da mermer türünün kullanıldığı tasarımları markaların koleksiyonlarında bulamıyorsanız, yakın çevrenizdeki mermer depolarını ziyaret ederek mimari uygulamalardan arta kalan parçalarla kendi mobilyalarınızı tasarlayabilirsiniz. Böylece kendi yaşam alanınızın ölçülerine uygun bir masa ya da sehpaya sahip olurken, artık parçaları kullanarak da geri dönüşüme destek vermiş olursunuz. İstediğiniz ebatta ve desende mermeri kestirdikten sonra, ahşap ya da ferforje gibi malzemelerle sehpa, masa, dresuar ürettirebilir; küçük parçaları da peynir tabağı ve servis tahtası olarak kullanabilirsiniz.

Ülkemizde ağırlıklı olarak Marmara mermeri olarak anılan ve beyaz üzerine gri-mavi düşey şeritlerin yer aldığı mermer çeşidi kullanılıyor. Dekorasyon ve mimaride mermerin yeniden yer almasıyla, farklı renk ve desenlerdeki mermerleri mercek altına alınca, içeriğindeki minerallerle değişen renk ve desen farklarına yoğunlaştık. Masif mermer kompakt görünümlü, ince ve iri taneli. Laminal mermer, ince taneli şeritlerin farklı mineral ve elementleri içermesiyle oluşuyor. Şisti mermeri yapraklı yapıda ve önemli miktarda mika içeriyor. Breşir mermer, tekrar kırılan ikincil minerallerle dolgulanıyor ve ana dolguları farklı renkte mineral içeriyor. Pirinç, parlak krom, iroko ve ceviz kaplamalar mermer mobilya ve aksesuarların güzelliğini ikiye katlayan yardımcı elemanlar. Ceviz ağacından üretilmiş bir sehpa gövdesinin üzerine yerleştirilen açık renk mermerle yaşam alanınızda İskandinav bir etki yaratırken, aynı gövdenin üzerinde yer alan siyaha yakın koyu renk mermerle tasarımın altın çağı 50’li yıllara gönderme yapabilirsiniz. Aynı anda hem klasik hem de modern görünme yeteneğine sahip bu doğal mucize, kullanıldığı mekânda lüks etkiler yaratma gücüne de sahip. Tarihi ve kültürel evrimi yüksek bir malzeme olan mermer, sınırlı sayıda üretilen tasarımlarda sıkça tercih ediliyor. Çünkü taşın direnci ve kırılma kabiliyeti zorlu bir üretim sürecine yol açarken ve taş doğası gereği damarlarında her seferinde çeşitlilik gösteriyor.

Açık mekan, yüksek tavan: 21. yüzyılda loft yaşamı

Günümüz metropol hayatında dinamik ve detaylardan arındırılmış bir ev hayatı isteyenlerin tümünün hayalinde bir loft rüyası duruyor. Duvarlarla sınırlanmayı, yükseklikler konusnud özgür olmayı seven, akışkan ve ortak bir hacimde bütünleştiren yeni bir yaşam sunuyor kullanıcılarına. Bu mekânlarda yaşam nasıl örgütlenmeli, iç mekânlar nasıl düzenlenmeli?

Son zamanların en trend yaşam biçimlerinden biri haline gelen loftlarda yaşamak kuşkusuz herkes için kulağa cazip geliyor. Aslında loft yaşam tarzına uyum sağlamak hiç de sanıldığı kadar kolay değil. Mekânın tek bir hacimden ibaret olması, açıkta duran tesisat boruları, kirişler ve taşıyıcı kolonlar gibi, sıradan bir evde genellikle sorun olmayan unsurlar, loftların dekorasyonunda çözülmesi gereken problemler olarak karşınıza çıkabiliyor. Peki, yüksek tavanlı, geniş pencereli, duvarsız ve kapısız tek hacimden ibaret bir daireyi sıcak bir ev haline getirmek için neler gerekiyor? İşte loftta kurulacak yeni bir yaşam için en önemli dekorasyon ipuçları:

1 Mekânı tanımlayın: Loft daireniz içinde yürüyerek, yaşama, uyuma ve yemek yeme fonksiyonlarına en uygun alanları belirleyin. Bu belirlemeyi yaparken mutfağın ve banyonun yerlerini ve pencerelerin yerleşim biçimini dikkate alın. Pencereden görünen bir manzara varsa yaşama alanını buna göre konumlandırabilirsiniz. Pencereler uyuma alanı olarak belirleyeceğiniz yerin seçiminde belki de en önemli faktör olmalı: Her sabah erken saatte yüksek pencerelerden yansıyan günışığı ile uyanmak pek hoşunuza gitmeyebilir. Evin kabataslak krokisini çizerek yaşama, uyuma ve yemek yeme fonksiyonları için belirlediğiniz yerleri işaretlemek sonraki süreçte size çok yardımcı olacaktır.

2 Mekânı bölün: Ana fonksiyonların yerini tanımladıktan sonra, duvar olmaksızın mekânda farklı alanlar yaratmak hiç de sanıldığı kadar zor değil. Çift yönlü bir kütüphane ya da bir yemek masası ile iki farklı mekân arasında sınır oluşturabilir, mobilyaları farklı fonksiyondaki kullanım alanlarına göre gruplayarak yerleştirebilir ve iki ayrı oda hissi yaratabilmek için halı kullanabilirsiniz. Yatak odası olarak belirlediğiniz bölümü bir platformla zeminden yükseltmek de en iyi ayrıştırma çözümlerinden biri olabilir. Paravanlar ve ekranlar, mekân bölücü olarak kullanılabildiklerinden loft hayatına en uygun aksesuarlardandır. Bir diğer alternatif de tavandan sarkıtacağınız, yansıtıcı tekstil yüzeyler olabilir. Bunları hem odaları birbirinden ayıran separatörler olarak kullanabilir, hem de üzerine led ışık veya tv/video görüntüsü yansıtarak loftunuzda harika bir parti atmosferi yaratabilirsiniz.

3 Bir stil seçin: Yeni inşa edilmiş loftlara genellikle zarif, sade, minimalist dekorasyon stilleri çok yakışıyor. Geniş hacimleri ve büyük pencereleriyle oldukça ferah mekânlar olan modern loftlar kesinlikle az sayıda mobilya ve aksesuar ile, hafif ve yumuşak bir tarzda döşenmeli. Koyu renkli ağır mobilyalar yerine açık renkli, hafif, çok fonksiyonlu, toprak tonlarında doğal tekstil ürünleriyle döşenmiş modern mobilyalar kullanmakta yarar var. Özellikle duya ve aksesuar modern tarzın tamamlayıcısı olabilir. Yapının dönemine ait oymalı, masif ahşap, büyük bir masa ya da orta sehpa olarak da kullanabileceğiniz antika bir sandık ve kristal şamdanlar, yüksek tavanlı mekânınızın ruhunu daha çok yansıtacaktır. Geniş mekânda kolaylıkla yerini değiştirebileceğiniz için mobilyalarınızın mümkün mertebe hareketli olmasına dikkat etmekte yarar var.

6 Fonksiyonel depolama alanları yaratın: Daireniz ister küçük, isterse geniş olsun, dört duvar ve yüksek tavandan ibaret boş hacimler olan loftlarda depolama alanları yaratmak zordur. Çekmeceli ve dolaplı oturma grupları, bazalı yataklar gibi depolama ünitelerine sahip olan çok fonksiyonlu mobilyalar tercih etmek, bu sorunun en pratik çözümlerinden biri olabilir. Loftunuzun düşeydeki potansiyelini değerlendirebileceğiniz, depolama potansiyelleri bulunan yüksek dresuarları ve gardıropları aynı zamanda mekân bölücü olarak da kullanabilirsiniz. Pratik bir kural olarak, mutlaka yaşama, uyuma, yemek yeme gibi farklı fonksiyonlara göre belirlediğiniz kullanım alanlarının her birinde en az bir depolama alanı yaratmalısınız.

7 Loftunuzu ısıtın: Endüstriyel yapılardan dönüştürülen loftlar metal çerçeveli pencereleri nedeniyle yoğun ısı kaybına maruz kalabilir. Bu nedenle eski tip pencerelerin modern ısı yalıtımlı pencerelerle değiştirilmesi gerekebilir. Parke ya da betonarme zeminler harika bir görünüme sahip olsalar bile, sabahları sıcak yatağınızdan inip yere bastığınızda verdiği buz gibi his hiç de keyif verici değildir. Oturma gruplarınızın, yemek masanızın ve yatağınızın önüne birkaç parça halı sererek hem geniş hacim içerisinde yaşam alanlarınızın farklılaşmasını sağlamış, hem de evinizin zemininde daha sıcak ve yumuşak bir kullanım yaratmış olursunuz.

8 Doğru aydınlatma üniteleri seçin: Bu geniş ve yüksek mekânın aydınlatma sistemini bir aydınlatma tasarımcısıyla birlikte belirlemeniz en doğru seçim olacaktır. Genel prensipler ise şöyle: Oturma ve yemek yeme alanlarınızın üzerinde tavandan sarkıtılan iri avizeler kullanarak yüksek tavanlı bir evde yaşıyor olmanın tadını çıkarabilir, bu etkiyi, zemine, sehpa üstlerine ve duvarlara yerleştirilecek spot, abajur ya da lambader gibi aydınlatma üniteleriyle daha da güçlendirebilirsiniz. Ledler, kablo aydınlatma üniteleri ya da raylı spot aydınlatma alternatifleri de loft dairenize daha sofistike bir hava verecektir.

9 Pencerelere dikkat edin: Loftların en etkileyici unsurlarından biri olan yüksek ve geniş pencereler hem ışığı kontrol etmek, hem de mahremiyet sağlamak için müdahale gerektirir. Bir miktar ışığı içeri alabilen şeffaf kumaş paneller kullanmak, özellikle de güney veya batı cepheli pencerelerde de yazın güneşin yaratacağı sıcak etkiyi azaltabilmek için güneş kırıcı sistemler ilave etmek en iyi çözüm olabilir. Loftunuzun pencereleri mekânı aydınlatmak için yeterince geniş değilse de, doğru noktalarda ayna kullanarak içeri giren ışığı loş bölgelere yansıtabilirsiniz.

J Tavan yüksekliğini optimize edin: Özellikle endüstriyel yapılardan dönüştürülmüş loftlarda hem tavanlar çok yüksektir, hem de tüm tesisat ve kirişler açıktadır. Görsel olarak tavanı bir miktar alçaltmak ve eğer tüm teknik ekipmanı gizlemek istiyorsanız hepsini tavanla birlikte koyu renge boyatabilirsiniz. Ayrıca asma tavan, kartonpiyer gibi eklemeler yaparak tavan yüksekliğini daha az rahatsız edici bir boyuta getirebilmeniz de mümkün. Duvarlara yatay bir şekilde resim ve fotoğraf asmak ve yüksek mobilyalar kullanmak evinizde insan ölçeğini yakalamanın diğer pratik detayları.

Loft’ların 5 anahtarı

Açık ve esnek mekânlar. Endüstri yapılarından dönüştürülenler başta olmak üzere tüm loftlar çok geniş metrekarelere sahiptir. Genellikle tek bir hacimden ibaret olmaları nedeniyle kullanıcılarının tercihlerine göre kolaylıkla yeniden biçimlendirilebilir.

Tesisat boruları. Tavanda açıktan giden havalandırma ve yangın söndürme boruları, yapıya sonradan ilave edildiği için duvarlara eklenen borular içinden geçirilen elektrik tesisatı gibi ekipmanlar loftların dönüştürüldükleri endüstriyel yapının izlerini taşıması nedeniyle çoğu kez korunur ve teşhir edilir.

Yüksek tavanlar. Loftların hemen hepsinde tavan yüksekliği min. 3 metredir. Bu yükseklik endüstriyel yapılardan dönüştürülen loftlarda daha fazla olabilir.

Yapı malzemeleri. Endüstri yapılarından dönüştürülmüş loftlarda zemin ya betonarme ya da masif ahşap parkedir. Tavan genellikle saç kaplama, duvarlar da brüt beton ya da tuğladır.

Büyük pencereler. Eski endüstri yapılarından dönüştürülmüş loftlar, genellikle elektriğin aydınlatma amaçlı kullanılmaya başlanmasından daha önce inşa edilmiş olduklarından, pencereleri günışığından maksimum yararlanabilmek için oldukça geniş ve yüksektir.

Kentleri yaşanır kılan peyzaj çözümleri

Kentleri yaşanır kılan peyzaj çözümleri

Peyzaj tasarımı, gitgide yeşili azalan kentlere az da olsa doğa dokunuşu katan, konut projelerine hümanist bir tavır taşıyan, sosyal ilişkileri sağlayan, kısacası hayata olumlu katma değer katan bir konu. Günümüzde ticari alanlar için büyük bir ivme sağlanmış ancak bunun gayrimenkul sektörüne olan yansımalarını da yavaş yavaş görüyor ve çok özel peyzaj tasarımlarına rastlıyoruz.

 

Mimar A. Ozan Ekşi

Bizler kentlerde doğallığı yitirdikçe, doğayı daha çok özler, daha çok yeşil görmek ister olduk. İnsana zamanın başlangıcından bu yana eşlik eden yeşil, bugün “tasarlanıyor”. Aslında biraz sanat ve zanaat de var işin içinde, tasarımın her branşında olduğu gibi. Ancak doğayı kullanarak tasarım yapıyor olmak belki de en güzel tasarım kategorisi. Dolayısıyla çok yaygın bir sektör olmasa bile peyzaj tasarımcıları büyük bir kültürel nitelik katma çabası içinde, kimlik kazandırmanın

ve güzelleştirmenin izindeki bilgeler gibi…

Doğa ve insan icadı olanlar arasındaki o karmaşık dengeyi kuran peyzaj, kelime olarak “bir noktadan bakıldığında görüş çerçevesi içine girebilen doğal ve kültürel varlıkların bir arada meydana getirdiği görünüm” anlamına geliyor. Kentsel ve kırsal alanlarda doğal peyzaj alanlarının güzellik ve niteliğini koruyarak sürekliliğini sağlamak, insanlar için kültürel, işlevsel ve estetik yaşama ortamları yaratmak peyzaj mimarlığının temel hedefleri olarak biliniyor.

Bir yapı tasarlamak sadece onun fiziksel strüktürünü inşa etmek değil elbette. Özellikle günümüzdeki hemen her bina, çevresindeki yeşil alanı nasıl kullandığıyla değerlenmekte. Peyzaj tasarımında düşünülmesi gereken pek çok dış mekân unsuru bulunuyor ve bunlar sadece doğanın içinde estetikle ilgili değil, aynı zamanda fonksiyonel unsurlar da olabiliyor. Örneğin, iklim, güneşe göre yapının konumlanması, yerel iklimi yönlendirebilecek bitki ve ağaç türleri, zemin kaplaması ve döşemesi, su elemanları, elektrik hattının ve su borularının yerleşimi gibi çok önemli konular peyzaj tasarımının başlıca belirleyicileri olarak öne çıkıyor.

Peyzaj tasarımında güncel trendler

Hızlı gelişen kentlerde artan nüfus yoğunluğu mimariyi dikeyde yükseltirken, insanların toprağa olan özlemi, doğayı çatılara, teraslara ve duvarlara taşıyor. Gökdelenlerin üst katlarında bile konumlanabilen bu tür bahçeler, kimi mimarlar tarafından uzun süre yapıya “sürdürülebilir” imajı vermekten ibaret birer süsleme unsuru olmakla suçlandılar. Neyse ki gelişen teknolojiyle birlikte yapıların çatı sisteminin ömrünü uzatmak ve ısı dengesini sağlamak gibi fonksiyonel rolleri ve kent ölçeğinde oluşan aşırı sıcaklık etkisini azaltmak gibi iklimsel katkıları nedeniyle zamanla rüştlerini ispatladılar.

Müstakil bahçeli evlerin ve az katlı yapıların yerini çok katlı binalara, gökdelenlere bıraktığı günümüzde çatı bahçelerinin önemi ve yaygınlığı gün geçtikçe artıyor. Bahçelerin ve açık alanların giderek azaldığı kent ortamında sağlıklı ve kaliteli bir kentsel çevre yaratma ihtiyacı planlanmış çatı ve teras bahçeleriyle karşılanmaya çalışılıyor. Çatı bahçeleri elbette ki kent içindeki aktif ve pasif yeşil alanların yerini alamıyor, ancak, kent içindeki binaların yaşanabilir olmasını sağlayarak aynı zamanda kuşlar, arılar, kelebekler ve böcekler gibi kent hayatını bizimle birlikte yaşamak zorunda kalan canlılar için de yaşam ortamı oluşturuyor, böylelikle biyo-çeşitliliği korumaya yardımcı oluyorlar.

Günümüz modern mimarisine yeni bir anlayış getiren dikey bahçeler ise, bildiğimiz bahçenin, bir binanın cephesine ya da bir duvara konumlandırılmış halinden ibaret. Bu uygulamada, değişik çeşitlerdeki canlı bitkiler düz duvarda yaşayabiliyor. Beton duvarlardan oluşan kent dokusunu grilikten uzaklaştırmaları, kentleri yaşanabilen, nefes alınabilen yerlere dönüştürmeleri açısından dikey bahçelerin önemi gün geçtikçe artacak gibi görünüyor.

Cephe bitkilendirmelerinde genellikle sarıcı-tırmanıcı özelliğe sahip olan bitkiler kullanılıyor. Bu bitkiler doğal olarak ya da tel kafes ve ip gibi unsurlar yardımıyla tırmanarak cepheleri kaplıyor. Dikey bahçelerde kullanılan bir diğer üretim tekniği de hipodronik yöntem. Bitkileri çözünmüş besinler içeren suda yetiştirme tekniği olan bu yöntemde özel olarak tasarlanmış kafes sistemleri de kullanılarak cephelerde toprağa ihtiyaç duymadan ve renk, çeşit, doku sınırlaması olmadan bitkiler için yaşama alanları oluşturuluyor.

İnternet sitemizden en verimli şekilde faydalanabilmeniz ve kullanıcı deneyiminizi geliştirebilmek için Cookie kullanıyoruz. Cookie kullanılmasını tercih etmezseniz tarayıcınızın ayarlarından Cookieleri silebilir ya da engelleyebilirsiniz. Ancak bunun internet sitemizi kullanımınızı etkileyebileceğini hatırlatmak isteriz. Tarayıcınızdan Cookie ayarlarınızı değiştirmediğiniz sürece bu sitede Cookie kullanımını kabul ettiğinizi varsayacağız.